Finlandiya’nın dondurucu kuzeyinde, modern dünyanın tüm kurallarına meydan okuyan sıra dışı bir yaşam hikayesi yükseliyor. Günümüzde insanların küçücük bir apartman dairesine sahip olabilmek için ömür boyu borçlandığı bir düzende, Finli Klaus bambaşka bir yolu seçti.
Helsinki’nin gürültülü ve stresli hayatından yorulan Klaus, internette gezinirken tesadüfen karşılaştığı, tam 42 yıldır kimsenin ayak basmadığı 1,5 hektarlık ıssız bir adayı satın almaya karar verdi. Adanın sahibi, mirasçısı olmayan ve 1946 yılında bu adadaki döküntü bir saunada doğmuş yaşlı bir adamdı. Klaus’un sunduğu ve kabul edileceğini asla düşünmediği oldukça düşük teklifi hemen kabul etti. Klaus bu anı, banka hesabını tamamen sıfırlayan ama ona suyla çevrili koca bir dünya kazandıran hayatının dönüm noktası olarak anlatıyor.
YIKINTIDAN YUVA OLUŞTURDU
Klaus ve eşi Johanna, yanlarına bebeklerini de alarak bu izole adaya yerleştiler. Ancak karşılarındaki manzara ilk başta oldukça iç karartıcıydı: Çatısı çökmüş, kütüklerinin yarısı çürümüş ve vahşi doğanın tamamen ele geçirdiği 100 yıllık bir kulübe harabesi. Pek çok insanın "asla kurtarılamaz" gözüyle bakacağı bu yıkıntıyı Klaus, büyük bir sabır ve zekayla kendi elleriyle inşa etmeye karar verdi. Bu süreç onun için bir acı çekme hikayesi değil, tamamen doğanın kaynaklarını akıllıca kullanma sanatıydı.
İnşaat süreci tamamen "kendin yap" felsefesinin sınırlarını zorladı. Küçük bir kereste fabrikasının ortağı olan Klaus, adadaki ağaçları bizzat kesip biçerek sadece yedi ağaçtan evin tam 70 metrekarelik zemin ahşaplarını üretti. Geleneksel Fin yöntemiyle, her bir kütüğü baltayla elle oyarak şekillendirirdi; bu zahmetli işlem kütük başına yaklaşık bir buçuk saatini alıyordu.
RADİKAL BİR DÖNÜŞÜM EKONOMİSİ
Projenin ekonomisi de tam anlamıyla radikaldi. Normalde piyasa değeri beş bin euroyu aşan sıfır ayarındaki kaliteli bir dökme demir sobayı ikinci elden 150 euroya buldu. Çatı malzemelerini ise bir müşterinin iade ettiği tozlu ürünlerden sadece 400 euroya mal etti.
Duvarların yalıtımı için ise dışarıdan malzeme almak yerine adanın kendi toprağından çıkardığı kil ve kumu karıştırarak harç yaptı. Bu doğal sıva rüzgarı kesiyor, nemi dengeliyor ve evi dondurucu soğuklardan koruyordu.
EKSİ 35 DERECEDE FATURJASIZ DOĞAL ISINMA
Eksi 35 dereceyi bulan kutup kışında şebekeden tamamen bağımsız yaşamak, doğanın ritmine ayak uydurmayı gerektiriyor. Yaz aylarında güneş panelleri ihtiyaç duydukları tüm enerjiyi fazlasıyla üretip buzdolabını ve ocağı çalıştırırken, kışın güneş tamamen kaybolduğunda yaşamın merkezi evin ortasındaki üç tonluk devasa tuğla fırın oluyor. Klaus’un sabahları yaktığı odunlar bu devasa kütleyi ısıtıyor ve fırın, depoladığı sıcaklığı iki gün boyunca yavaşça içeriye yayarak aileyi dondurucu kış günlerinde sıcacık tutuyor.
Adada şebeke suyu da bulunmuyor. Temiz içme suyunu yakındaki bir kaynaktan taşıyorlar; temizlik ve bulaşık işleri için ise göl suyunu kovalarla eve getiriyorlar. Kullandıkları atık suları ise doğaya zarar vermemek için hiçbir kimyasal deterjan kullanmadan, taş filtreli bir kuyudan toprağa geri kazandırıyorlar.
ADANIN KENDİ KENDİNE YETEN DOĞAL KİLERİ
Gıda ihtiyaçları da büyük ölçüde adanın kendi sunduğu imkanlarla karşılanıyor. Zorlu kuzey iklimine rağmen çift, adada soğuğa dayanıklı bitkilerden oluşan bir "besin ormanı" tasarladı. Klaus, kuzeyde buğday yetişmediği için koyu çavdar ekmeğini taş fırında kendi ekşi mayasıyla pişiriyor.
Adada kurdukları kovanlardan bal elde ediyorlar ve huş ağaçlarında yetişen şifalı çaga mantarını toplayıp çay yapıyorlar. Yiyecekleri taze tutmak için ise yıl boyu serin kalan yer altı mahzenini doğal bir buzdolabı olarak kullanıyorlar. Ara sıra yaşlı bir komşunun gölden yakalayıp paylaştığı balıklar ise bu izole hayata tatlı bir topluluk bağı katıyor.
MODERN DÜNYAYA SESSİZ BİR BAŞKALDIRI
Klaus ve Johanna’nın hikayesi, yüksek kiralar ve bitmeyen faturalar altında ezilen modern şehirlilere çok güçlü bir gerçeği fısıldıyor: Konforlu ve huzurlu bir yaşam, büyük borçlara ya da sürekli tüketime değil; emeğe, sabra ve doğanın sunduğu kaynakları akıllıca değerlendirme becerisine bağlıdır. Bu masalsı kütük ev, en sert kış şartlarında bile insanın kendi kendine yetebileceğinin en somut ve ilham verici kanıtı olarak gölün ortasında parıldıyor.