Avustralya'nın Sidney kentindeki Homebush Körfezi'nde, paslı bir geminin gövdesinden ağaçlar yükseliyor. İlk bakışta bir film sahnesini andıran bu görüntünün arkasında ise terk edilmiş bir geminin onlarca yıla yayılan hikâyesi var.

1911 yılında İskoçya'da inşa edilen SS Ayrfield, bir dönem kömür taşımacılığında kullanıldı. Hizmet dışı kaldıktan sonra hurdaya ayrılmak üzere Homebush Körfezi'ne çekilen gemi, söküm işlemi gerçekleşmeyince burada kaldı. Zamanla paslanan gövdesinin içinde mangrov ağaçları büyümeye başladı. Bugün gemi, denizin ortasında yükselen küçük bir ormanı andırıyor.

Kıyıdaki park alanlarını yöneten Sydney Olimpiyat Parkı yetkilileri de burayı bir tür yüzen orman batığı olarak tanımlıyor. Ancak geminin bu sıra dışı görünüme kavuştuğu körfezin geçmişi, manzaranın güzelliğiyle pek örtüşmüyor. Bölge, yıllarca endüstriyel atıklarla kirlendi ve temizlenmesi için milyonlarca dolarlık çalışmalar yürütüldü.

Kömür taşıyan gemiden yüzen ormana

SS Ayrfield'in hikâyesi, 1911 yılında İskoçya'da başladı. Bir Sidney nakliye şirketi için inşa edilen ve ilk olarak Corrimal adı verilen gemi, 70,1 metre uzunluğundaydı.

II. Dünya Savaşı sırasında, Kasım 1942'de Avustralya Hükümeti gemiye el koydu. SS Ayrfield, Pasifik'teki ABD üslerine malzeme taşımak için kullanıldı. Aralık 1944'te satın alınan gemi, 1949'da hizmet dışı bırakıldı.

Kaynak olarak ekle

Yaklaşık 1954 yılında RW Miller and Co. şirketinin eline geçen gemi, kömür taşımacılığında kullanılmak üzere yeniden donatıldı. Sydney ile Newcastle arasındaki yaklaşık 60 millik güzergahta çalışan geminin adı da bu dönemde Ayrfield olarak değiştirildi.

Ancak geminin ticari yolculuğu uzun sürmedi. 1969 yılında sökülmek üzere satılan Ayrfield, Homebush Körfezi'ne götürüldü. Burada gemilerin hurdaya ayrıldığı tesisin kapanmasıyla paslı gövdesi geride kaldı.

Yıllar içinde geminin içini bitkiler kapladı. Mangrov ağaçları gövdenin içinde büyüyerek paslı metalin arasından yükseldi ve Ayrfield'i bugün ziyaretçilerin ilgisini çeken sıra dışı bir manzaraya dönüştürdü.

Gemideki ilk mangrovun ne zaman büyümeye başladığı ise bilinmiyor. Kaynaklar, geminin sökülmek üzere körfeze çekildiği tarih konusunda da farklı bilgiler veriyor. Denizcilik mirasına ilişkin bir yayın 1969 yılını işaret ederken, parkın rehberinde geminin 1972'de hizmet dışı kaldığı belirtiliyor.

Ağaçlar paslı geminin üzerinde nasıl büyüdü?

SS Ayrfield'i ilginç kılan yalnızca terk edilmiş bir geminin ağaçlarla kaplanması değil. Bu görüntünün ortaya çıkmasını sağlayan, mangrovların zorlu kıyı koşullarına uyum sağlayabilen yapısı.

Gri mangrov olarak bilinen Avicennia marina, Sidney kıyılarında doğal olarak yetişiyor. Bu türün tohumları, ana bitkiden ayrılmadan önce çimlenmeye başlayabiliyor. Meyveler düştükten sonra gelgitlerle taşınabiliyor ve uygun bir yüzeye tutunduklarında büyümeyi sürdürebiliyor.

Gelgit sularının ulaştığı sığ bölgelerde kalan SS Ayrfield'in gövdesi de bu bitkiler için elverişli bir tutunma alanı oluşturdu. Zamanla gövdenin içinde kök salan mangrovlar, geminin metal yapısını yeşil bir örtüyle kapladı.

Mangrovlar, tuzlu ve oksijen bakımından yetersiz çamurlu ortamlarda yaşayabilmeleriyle biliniyor. Gri mangrovların çamurun üzerine uzanan, kalem benzeri solunum kökleri bulunuyor. Pnömatofor adı verilen bu yapılar, bitkinin oksijen almasına yardımcı oluyor. Yapraklarındaki özel bezler de fazla tuzun dışarı atılmasını sağlıyor.

Yeni Güney Galler bölgesinde bu ağaçlar genellikle 3 ila 10 metreye kadar uzayabiliyor. SS Ayrfield'in gövdesinden yükselen ağaçlar da bu dayanıklı türün, uygun koşullarda terk edilmiş bir yapıyı nasıl farklı bir görünüme kavuşturabildiğini gösteriyor.

Geminin bulunduğu körfezin geçmişi o kadar da güzel değil

SS Ayrfield'in çevresindeki Homebush Körfezi, geçmişte Avustralya'nın en önemli çevre kirliliği sorunlarından biriyle anıldı.

Körfezin karşı kıyısındaki Rhodes Yarımadası, Avustralya kimya endüstrisinin erken dönem merkezlerinden biriydi. 1928'den itibaren bölgede faaliyet gösteren fabrikalarda boya, çözücü ve böcek ilacı üretildi. Timbrol ve Union Carbide gibi şirketlerin faaliyetleri sonucunda, çevrede uzun süre kalabilen zehirli kimyasallar arasında yer alan dioksinleri içeren atıklar ortaya çıktı.

Bu atıkların bir bölümü, Homebush Körfezi'nin çamurlu kıyılarına ve tabanına ulaştı. Bölgedeki kirlilik zamanla ciddi bir çevre sorununa dönüştü. Balık ve kabuklu deniz ürünlerinde yüksek dioksin seviyeleri tespit edilmesi üzerine, körfezde ticari balıkçılık 2006 yılında yasaklandı.

Sydney Olimpiyat Oyunları öncesinde bölgenin temizlenmesi gündeme geldi. Olimpiyat alanının planlanması, yıllardır biriken çevre sorunlarının ele alınması için de bir fırsat yarattı.

1991 yılında yapılan incelemelerde, yaklaşık 160 hektarlık alanda kül, moloz, asbest, endüstriyel hidrokarbonlar, evsel atıklar ve nehir çamuru bulundu. Eyalet yönetimi, 1992-2000 yılları arasında bu alanların iyileştirilmesi için 137 milyon Avustralya doları harcadı. Çalışmalar kapsamında yaklaşık 11,8 milyon metreküp atık kontrol altına alındı.

Körfezin tabanındaki dioksin kirliliği için yürütülen çalışmalar ise 2010 yılına kadar sürdü. Böylece SS Ayrfield'in bulunduğu çevre, bir yandan doğanın terk edilmiş bir gemiyi yeşillendirmesine tanıklık ederken diğer yandan uzun yıllar boyunca kirlenmiş alanları temizleme çabalarına sahne oldu.

Paslı gemilerin arasında büyüyen bir yaşam alanı

SS Ayrfield, körfezin çevresinde doğayla yeniden bütünleşen tek unsur değil. Homebush Körfezi'nin güney kıyısı ile Bicentennial Park arasında uzanan Badu Mangrov Ormanı, yaklaşık 65 hektarlık alanıyla Parramatta Nehri üzerindeki en büyük mangrov topluluğu olarak tanımlanıyor.

Koruma altındaki bu bölge, mangrovların yanı sıra kıyı tuzlu bataklıklarını da barındırıyor. Bu alanlar, bölgedeki ekolojik yaşamın devamlılığı açısından önem taşıyor. Ağaçların kökleri çamurlu kıyıların tutunmasına yardımcı olurken mangrov ormanı çeşitli canlılara da barınak sağlıyor.

Mangrovların dökülen yaprakları yengeçler, karidesler ve salyangozlar gibi canlılar için besin oluşturuyor. Köklerin arasındaki korunaklı alanlar ise genç balıklara saklanabilecekleri bir ortam sunuyor.

Badu Mangrov Yürüyüş Yolu boyunca yer alan panolarda, Wiradjuri şairi Lorna Munro'nun Muru nanga mai (Rüya Yolu) adlı eserine de yer veriliyor. Şairin tuzlu su ile tatlı su arasındaki bir konuşma olarak tanımladığı eser, bölgenin doğal çevresiyle kültürel geçmişini bir araya getiriyor.

Körfezde balık tutmak hâlâ dikkat gerektiriyor

Bölgedeki temizlik çalışmalarına rağmen, geçmişteki kirliliğin deniz yaşamı üzerindeki etkileri nedeniyle balık tüketimi konusunda uyarılar devam ediyor.

Yeni Güney Galler eyaletinin balıkçılık yetkilileri, Sydney Liman Köprüsü'nün batısında yakalanan balıkların ve kabuklu deniz ürünlerinin tüketilmemesini tavsiye ediyor. Köprünün doğusunda ise tüketim miktarına ilişkin sınırlamalar bulunuyor.

Yetkililer, deniz ürünlerindeki dioksinlerin kaynağını Homebush Körfezi ve çevresindeki kirlenmiş tortularla ilişkilendiriyor. Kirli alanlardan daha temiz sulara hareket eden balıklar da bu durumun nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Buna karşılık bölgede yüzme ve tekne gezintisi gibi etkinliklere izin veriliyor. Ancak bu durum, geçmişteki kirliliğin tüm etkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.