İran savaşı ve çatışma öncesinde küresel petrol ve gaz akışının neredeyse beşte birinin geçtiği bu hayati su yolunun kapatılması, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) üretimini keskin bir şekilde azalttı ve sektörün ağırlık merkezini Orta Doğu'dan uzaklaştırdı. Riyad yönetiminin bu köklü değişimlere karşı koyma seçenekleri ise oldukça sınırlı görünüyor.

Boğazın ne zaman açılacağı veya açıldığında koşulların ne olacağı henüz netlik kazanmış değil. ABD Başkanı Donald Trump, su yolundaki trafiğin savaş öncesi normlara dönmesi gerektiği konusunda ısrar etse de, İran kontrolü belirli bir ölçüde elinde tutmaya kararlı. Bu durum, piyasadaki toparlanmanın temkinli, tartışmalı ve engebeli olacağına işaret ediyor.

Ancak bu belirsizliğin ortasında neredeyse kesin gözüken bir sonuç var: Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Irak ve İran, çatışmanın yarattığı devasa mali açıkları kapatmak için petrol ihracatını maksimum seviyeye çıkarmaya çalışacak.

SAVAŞIN DEV FATURASI VE ASYA'NIN ERTELENMİŞ TALEBİ

28 Şubat'ta başlayan savaştan bu yana Orta Doğu ihracatında yaşanan günlük yaklaşık 13 milyon varillik kayıp —yani küresel arzın yaklaşık %13'ü— ROI (Reuters Open Interest) hesaplamalarına göre 80 milyar dolardan fazla gelir kaybı anlamına geliyor. Rafineriler, depolama tesisleri, tankerler ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri dahil olmak üzere enerji altyapısına verilen zarar ise on milyarlarca doları buluyor.

Kaynak olarak ekle

Başta Asya olmak üzere büyük enerji ithalatçılarından gelen yoğun talep göz önüne alındığında, ülkelerin hızlı hareket etmek için motivasyonu çok yüksek olacak. Asya hükümetleri ve rafinerileri çatışma sürecinde tüketimi keskin bir şekilde kıstı ve stoklarını tüketti. Birçoğu muhtemelen stokları yeniden doldurmak için sabırsızlanıyor.

Ancak arz ve talebin eş zamanlı olarak toparlanması pek olası görünmüyor. Her şeyden önce, Orta Doğu üreticilerinin kapalı durumdaki günlük yaklaşık 11 milyon varillik üretim kapasitesini yeniden devreye alması aylar sürebilir. Ayrıca, talebin ne kadarının kalıcı olarak yok olduğu, ne kadarının ise sadece ertelendiği henüz belirsizliğini koruyor. Jeopolitik endişelerin de devam etmesi eklenince, ortaya tedarik zincirlerini zorlayacak ve petrol fiyatlarında yeni bir dalgalanma yaratacak dengesiz, dur-kalklı bir toparlanma tablosu çıkması muhtemel.

Geçmişte bu tür koşullar OPEC’in gücünü pekiştirirdi. Kartel ve Rusya dahil müttefikleri, geçmiş krizlerde üretimi ayarlayarak piyasaları istikrara kavuşturmak için defalarca müdahalede bulunmuştu. Bunun en belirgin örneği, koordineli kesintiler ve ardından gelen artışların fiyatları aşırı dalgalanmalardan koruduğu COVID-19 pandemisiydi. Ancak bu kez kartel, bu rolü üstlenme konusunda çok daha yetersiz görünüyor.

AĞIR DARBE ALAN OPEC

Savaş, OPEC'i zayıflamış ve bölünmüş bir halde bıraktı. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre örgütün üretimi, şubat ayındaki günlük 31 milyon varil seviyesinden nisan ayında ortalama 20 milyon varile geriledi. OPEC’in küresel üretimdeki payı ise %22 ile tarihi bir dip seviyeye düştü.

Daha da yıkıcı olanı, BAE'nin kendi üretim büyüme stratejisini izlemek amacıyla nisan ayında örgütten ayrılma kararı alması oldu. Bu hamle, hem OPEC'in uyumuna hem de Suudi Arabistan'ın otoritesine büyük bir darbe indirdi.

Bu gerilimi artıran bir diğer unsur ise Rusya'nın, Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik tekrarlanan drone saldırıları nedeniyle genişletilmiş OPEC+ ittifakı içinde dengeleyici bir tedarikçi olarak ihracatını artıramaması oldu. Kiev’in Moskova’nın savaş ekonomisini zayıflatma hamleleri, Rusya'nın elini kolunu bağladı.

Bu arka planda, Hürmüz'ün yeniden açılması Riyad'ı oldukça zor bir durumda bırakabilir. Gelire aç OPEC üyelerinin pazar payı için agresif bir rekabete girmesi, piyasaya daha fazla varil sürerek fiyatlar üzerinde ciddi bir aşağı yönlü baskı oluşturacaktır. Riyad'ın, fiyatları desteklemek adına bu ülkeleri üretimi dizginlemeye ikna etmesi oldukça zor olacak.

Suudi Arabistan'ın savaş dönemindeki hamleleri de kendi elini zayıflatabilir. İhracatının %60’ından fazlasını Kızıldeniz’e kaydıran Riyad, çatışma sırasındaki fiyat artışlarından yararlanmayı başardı. Bu durum, tam erişim yeniden sağlandığında, alternatif ihracat rotası çok az olan veya hiç olmayan Irak ve Kuveyt gibi üreticileri üretimi sınırlamaya ikna etmesini zorlaştıracaktır.

OPEC'in son politika sinyalleri de bu gidişatı doğrular nitelikte. Örgüt, pazar günü üst üste dördüncü aylık üretim artışı konusunda anlaşmaya vardı. Mevcut hızla devam edilirse, OPEC+ grubu 2023 yılında kararlaştırılan günlük 1,65 milyon varillik kesintiyi eylül ayına kadar —en azından kağıt üzerinde— tamamen geri almış olacak.

ARZ FAZLASINA GİDEN ENGEBELİ YOL

Şüphesiz, arz tarafındaki toparlanma anında gerçekleşmeyecek. Yine de risk dengesi net bir şekilde arz fazlasına işaret ediyor. Rystad Energy analisti Jorge Leon’a göre, geri dönen OPEC varillerinin yanı sıra ABD, Brezilya ve Venezuela gibi ülkelerden gelen yüksek üretimin devam etmesi, Hürmüz’ün tamamen açılmasını takip eden aylarda küresel piyasayı günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlasıyla karşı karşıya bırakabilir.

En kritik nokta ise, Körfez dışındaki üreticilerin (bazı OPEC üyeleri dahil) kriz sürecinde piyasadaki konumlarını sağlamlaştırmış olmaları. Bu durum, Körfez üreticilerinin agresif bir fiyatlandırma politikası uygulamadan kaybettikleri payı geri almalarını zorlaştıracaktır.

OPEC, geçtiğimiz on yıllar boyunca sancılı fiyat savaşlarına girmeye istekli olduğunu defalarca gösterdi. Ancak son yılların en yıkıcı arz şokunun ardından şimdi yeni bir savaş başlatmak, kontrolün tamamen kaybedilmesi ve OPEC çağının sonunun daha da hızlanması riskini taşıyor.

*Bu makalede dile getirilen görüşler Reuters köşe yazarı Ron Bousso’ya aittir.