Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin sosyal medya mecraları aracılığıyla kamuoyuna bir açıklama servis eden Ekrem İmamoğlu, yüksek mahkemenin Anadolu Ajansı’nın (AA) veri akışını durdurmasına yönelik hükmünü değerlendirdi. İmamoğlu, 2019 yerel seçimlerinde yaşanan ve yaklaşık 13 saat süren veri karartmasının, iddia edildiği gibi teknik bir sorundan değil, doğrudan bir müdahaleden kaynaklandığının artık yargı eliyle tescillendiğini savundu.
İktidarın o geceki tutumunu sert sözlerle eleştiren ve yaşananları demokrasi tarihi açısından bir "sınav" olarak tanımlayan İmamoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"31 Mart 2019 yerel seçimleri iktidarın ilk demokrasi sınavıydı. O gece İstanbul’da kaybedeceklerini anlayınca devletin kurumu olan Anadolu Ajansı’na sonuçları karartma talimatı verdiler. Rakibimiz, kazanamadığı bir seçimi kazanmış gibi ilan etti. Tartışmalar büyüyünce karartmayı 'küçük bir teknik aksaklık' gibi göstermeye çalıştılar. Aslında öyle olmadığını onlar da biliyordu. Şimdi de mahkeme kararı ile tescillendi. AYM basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti."
AYM kararının, devlet kurumlarının siyasi çıkarlar uğruna nasıl araçsallaştırıldığını gösterdiğini belirten İmamoğlu, millet iradesinin her türlü engellemenin üzerinde olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu karar; millet iradesi karşısında çaresiz kalan, kazanmak için her yolu mübah gören, bu uğurda devlet kurumlarını çökertmekten dahi imtina etmeyenlerin acziyetini açığa çıkardı. Hala millet iradesine saygı duyulması gerektiğini öğrenemediler ve hâlâ sırf koltuk uğruna devleti pervasızca kullanmaya devam ediyorlar. Çünkü demokrasiyi hiçbir zaman içselleştirmediler. Bu milletin toplumsal hafızasını ve kendi iradesine bağlılığını hafife alıyorlar. Bilsinler ki: Halkın sesi susturulamaz. Millet iradesiyle inatlaşılmaz. Yine yenilecekler… Öyle de yenilecekler böyle de yenilecekler. Çünkü, millet büyüktür."
Yüksek mahkemenin yayıncılık faaliyetlerini engellediği gerekçesiyle ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine dair verdiği bu karar, seçim gecesi Anadolu Ajansı'nın sessizliğe gömülmesine yönelik süregelen tartışmaları hukuki bir zemine oturtmuş oldu.