Arjantin'in Córdoba eyaletinde yaşayan Monzoni ailesi, geleneksel mera sisteminin gelirlerini artırmak için yeterli olmadığını fark edince süt hayvancılığında radikal bir değişikliğe gitti. Aile, meraya dayalı üretim modelini bırakarak ineklerin yemliklerin bulunduğu açık hava padoklarında beslendiği kuru ahır sistemine geçti.

Córdoba eyaletinin kuzeydoğusundaki San Justo departmanına bağlı Porteña'da faaliyet gösteren aile, bugün toplam 800 hektarlık iki çiftlik işletiyor. Tarım ve hayvancılığın bir arada yürütüldüğü çiftliklerde yaklaşık 620 başlık süt sığırı sürüsü bulunuyor. Mısır ve soya fasulyesi hem hayvanların yeminde kullanılıyor hem de satılarak gelir sağlıyor.

Çiftlikte günde üç kez sağım yapılırken, inek başına ortalama günlük süt verimi 38 litreye ulaşıyor. En yüksek üretim dönemlerinde bu rakam 42 litreyi buluyor.

1889'da başlayan aile çiftçiliği

Monzoni ailesinin Arjantin'deki hikayesi 1889 yılına kadar uzanıyor. Ailenin büyük büyük dedesi, Kuzey İtalya'nın Lombardiya bölgesinden Arjantin'e göç ederek San Justo'da bir süt çiftliği kurdu. İşletme daha sonra dedelerden anne babalara, oradan da ailenin bugünkü üyelerine devredildi.

Fabio ve Marcos Monzoni gençlik yıllarında aile çiftliğinin dışında farklı işlerde çalıştı. Ancak 2007 yılında anne ve babalarının ayrılması üzerine çiftliğe geri dönmek zorunda kaldılar. Anneleri o dönemde 100 hektarlık arazi, 120 inek ve eski süt çiftliği tesisleriyle baş başa kalmıştı.

Kaynak olarak ekle

Marcos Monzoni, o dönemi şöyle anlatıyor:

"Üç aileyi geçindirmek için çok azdı. Bu da bizi gelirlerimizi artırmamızı sağlayacak yeni sistemler aramaya yöneltti."

Aile önce mera tabanlı sistemi geliştirmeye çalıştı. Düvelerin daha hızlı büyümesi için meraları konsantre yemlerle destekledi ve cinsiyetlendirilmiş sperm kullanımına başladı.

Ancak bu değişikliklerin de yeterli olmadığını gören aile, geleneksel mera sisteminin üretim kapasitesini daha da artırmak için kuru ahır modeline geçti.

İnekler artık yem aramak için dolaşmıyor

Kuru ahır sisteminde hayvanlar yem aramak için geniş arazilerde dolaşmak yerine açık hava padoklarında tutuluyor ve ihtiyaç duydukları yem doğrudan yemliklere veriliyor.

Sistemin temel amacı, hayvanların yürümek ve otlamak için harcadığı enerjiyi azaltarak bu enerjinin süt üretimine yönlendirilmesini sağlamak. Bunun için yüksek kaliteli yem kullanılırken, yüksek süt verimi sağlayabilecek genetik özelliklere sahip hayvanların seçimine de önem veriliyor.

Monzoni ailesinin işletmesi zaman içinde büyüyerek 800 hektarlık iki arazi üzerinde faaliyet gösteren ve 520 sağmal ineğe sahip bir yapıya ulaştı. Arazilerin bir bölümü hayvan yemi üretiminde kullanılırken, mısır ve soya gibi ürünlerin bir bölümü de satılıyor.

Kuru ahır sisteminde en önemli ayrıntı hayvanların konforu

Kuru ahır modeli ilk bakışta basit görünse de sistemin verimli çalışabilmesi için belirli koşulların sağlanması gerekiyor.

Padoklarda suyun akmasını sağlayacak bir eğim bulunması, her inek için en az 70-80 metrekarelik alan ayrılması ve hayvanların yem ile suya kolayca ulaşabilmesi gerekiyor.

Hayvanların dinlenebileceği alanlar da büyük önem taşıyor. Padokların yüzeyi haftada üç kez temizleniyor. Gübre toplanarak yükseltilmiş yataklar oluşturuluyor ve hayvanların üzerinde rahatça dinlenebileceği yumuşak bir zemin hazırlanıyor.

Fabio Monzoni, özellikle gübre yönetiminin hayvan sağlığı açısından kritik olduğunu belirtiyor. Ahırlarda biriken gübrenin ayak ve meme enfeksiyonları açısından risk oluşturabileceğine dikkat çeken Monzoni, zeminin düzenli olarak temizlendiğini ve nemin uzaklaştırılmasına özen gösterildiğini söylüyor.

Padoklarda ayrıca hayvanların güneşten korunması için gölgelik alanlar bulunuyor. Her inek için yaklaşık 4 metrekarelik gölgelik alan hesaplanıyor. Bu amaçla brandalar veya hava akışını engellemeyecek şekilde belirli bir yüksekliğe yerleştirilen metal levhalar kullanılıyor.

Sağım bölmelerinin büyüklüğü de sağımhanenin kapasitesine göre belirleniyor. Monzoni çiftliğinde her bölmede yaklaşık 100-110 inek bulunuyor.

Fabio Monzoni, çok büyük gruplardan kaçınılması gerektiğini belirterek, 150'den fazla hayvanın aynı bölümde tutulmasının sosyal etkileşimleri artırarak stres ve üretim kaybına yol açabileceğini ifade ediyor.

Yem tamamen çiftlikte üretilmiyor

Çiftlikte tüm hayvan kategorileri için benzer bir yemleme sistemi uygulanıyor. Rasyonun yaklaşık yarısını yonca ve mısır silajı oluşturuyor. Buna çiftlikte üretilen mısır, soya fasulyesi küspesi bazlı protein takviyeleri, vitamin ve mineraller ekleniyor.

Yakındaki bir tesisten alınan peynir altı suyu yan ürünü de yüksek biyolojik değerli protein kaynağı olarak kullanılıyor. Bunun yanı sıra protein desteği amacıyla aspir peletleri ve pamuk tohumu da rasyona dahil ediliyor.

Yemler çeşitli malzemelerin karıştırılmasıyla hazırlanarak yemliklere dağıtılıyor. Monzoni ailesi, dayanıklılık ve kullanım kolaylığı açısından farklı bir yöntem tercih ediyor. Çiftlikte konveyör bantlarından kesilen ve kauçukla kaplanan petrol boruları yemlik olarak kullanılıyor.

Bu boruların uçlarında bulunan halkalar sayesinde yemlikler gerektiğinde kaldırılıp hareket ettirilebiliyor. Böylece zeminde çamur oluşmasının da önüne geçilmeye çalışılıyor.

Doğum dönemini değiştirerek üretimi artırdılar

Aile, uzun yıllardır mevsimsel suni tohumlama uyguluyor. Bunun temel amacı, yüksek sıcaklık ve nemin hayvanlarda ısı stresine neden olduğu Aralık ortası ile Şubat ortası arasındaki dönemde doğumların gerçekleşmesini önlemek.

Doğumların yaklaşık yüzde 60'ı Mart ile Temmuz arasında gerçekleşiyor. Bunun sonucunda en yüksek süt üretimi Temmuz ve Eylül aylarında görülüyor.

Bu dönemde inek başına günlük süt üretimi 41-43 litreye kadar çıkabiliyor. Kurak yaz aylarında üretim yaklaşık 32 litreye düşerken, aşırı nemli yazlarda 24-25 litreye kadar gerileyebiliyor.

Çiftliğin genel ortalaması ise sağmal inek başına günlük 38 litre civarında. Üçlü sağım sistemine geçilmesiyle üretimin yüzde 15 arttığı, buna karşılık tüketimdeki artışın yüzde 7'de kaldığı belirtiliyor.

Daha küçük ama daha verimli inekleri seçiyorlar

Fabio Monzoni, yüksek üretim seviyelerine yalnızca daha fazla yem vererek ulaşmanın mümkün olmadığını vurguluyor.

Aile, 2010 yılından bu yana Select Debernardi ile birlikte genetik seçim çalışmaları yürütüyor. Başlangıçta hayvanların dış görünüşü ve süt üretimi ön plandayken, zaman içinde seçim kriterleri değiştirildi.

Artık daha az yem tüketirken yüksek miktarda süt üreten, uzun süre verimli kalabilen ve iyi üreme özelliklerine sahip daha küçük hayvanlar tercih ediliyor. Hayvanların bacak ve meme yapıları da enfeksiyon riskini azaltmak ve yüksek üretimi sürdürebilmek açısından değerlendiriliyor.

Çiftlik son yıllarda yalnızca litre başına süt fiyatına değil, sütün içerdiği katı madde miktarına da daha fazla önem vermeye başladı. Genomik teknolojilerin kullanılması da bu genetik seçim sürecinin hızlandırılmasına yardımcı oluyor.

Atıkları da yeniden kullanıyorlar

Çiftlikte ortaya çıkan atıklar da sistemin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Sıvı atıklar tarım arazilerine dağıtılırken, padoklardan çıkan katı gübre tırmık ve küreklerle toplanıyor. Bu malzeme hayvanların yataklık alanlarının hazırlanmasında kullanılıyor.

Atık miktarı fazla olduğunda ise biriktirilerek çökelmesi bekleniyor ve ardından tarım arazilerine gübre olarak dağıtılıyor.

Buzağıların yetiştirilmesinde de erkek ve dişiler için farklı yöntemler uygulanıyor. Erkek buzağılar yaşamlarının ilk haftalarında yakından takip ediliyor, ardından yaklaşık 350 kiloya ulaşana kadar besi çiftliklerinde yetiştiriliyor. Daha sonra yüksek kaliteli hayvanlar için daha yüksek fiyat ödeyen mezbahalara veya et işleme tesislerine satılıyor.

Dişi buzağılar ise özellikle meme bölgesinde aşırı yağlanmayı önlemek amacıyla daha düşük yoğunluklu bir beslenme programıyla yetiştiriliyor.

Sistemin avantajları kadar riskleri de var

Kuru ahır sistemi doğru uygulandığında inek başına süt üretimini önemli ölçüde artırabiliyor. Ancak sistemin bazı riskleri de bulunuyor.

Fabio Monzoni, özellikle yoğun yağış dönemlerinde padoklarda çamur birikmesinin ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Çamurlu koşullar mastitis ve ayak problemleri gibi sağlık sorunlarının görülme riskini artırabiliyor. Bu durum bazı hayvanların sürüden çıkarılmasına kadar varabiliyor.

Bir diğer önemli konu ise çalışanların yönetimi.

Monzoni ailesinin işletmesinde 24 kişi çalışıyor. Marcos Monzoni, çalışanların tamamının yoğun ve sürekli iletişim gerektiren bir çalışma ortamına kolayca uyum sağlayamadığını belirtiyor. Bu nedenle aile, iş yerindeki iletişimi ve çalışma ortamını iyileştirmek amacıyla bir koçluk ekibinden destek almaya başladı.

Geleneksel sistemden yüksek verimli modele

Monzoni ailesinin hikayesi, düşük üretim kapasitesine sahip geleneksel bir süt çiftliğinin zaman içinde nasıl daha yoğun ve verimli bir üretim modeline dönüştürülebileceğini gösteriyor.

Aile, yalnızca hayvan sayısını artırmak yerine yem üretimi, genetik seçim, sağım sıklığı, hayvan refahı ve atık yönetimini birlikte ele aldı. Süt hayvancılığını mısır ve soya üretimiyle birleştiren bu model, çiftliğin hem üretim kapasitesini hem de ekonomik verimliliğini artırmasını sağladı.

Bugün 800 hektarlık arazide sürdürülen sistem, yüksek süt verimini tarımsal üretimle birleştirerek ailenin yıllar içinde daha güçlü ve sürdürülebilir bir işletme yapısına ulaşmasına imkan sağlıyor.