İnsan ve şempanze DNA’sı, aslında dört temel yapı taşından —adenin (A), guanin (G), sitozin (C) ve timin (T)— oluşan yaklaşık 3 milyar harflik bir dizi. Bilim insanları, bu dizilerin karşılaştırılabilir kısımlarında ne kadar örtüşme olduğunu analiz ederek benzerlik oranlarını hesaplıyor.

YÜZDE 99 BENZERLİK YANILTICI OLABİLİR

UC Santa Cruz Genomik Enstitüsü’nden David Haussler’a göre bu süreç, bir romanın çok hafifçe düzenlenmiş ikinci bir versiyonuyla karşılaştırılması gibi. Ancak bu benzetme, yalnızca doğrudan karşılaştırılabilen DNA bölgeleri için geçerli.

Barcelona’daki Evrimsel Biyoloji Enstitüsü’nden Tomas Marques-Bonet, insan DNA’sının yüzde 15 ila 20’lik bir bölümünün şempanzelerde net bir karşılığı olmadığını belirtiyor. Örneğin bazı DNA parçaları bir türde varken diğerinde yok; bu da “ekleme ve silmeler” olarak adlandırılıyor.

FARKLAR SANDIĞIMIZDAN DAHA BÜYÜK OLABİLİR

Zor hizalanan bölgeler de hesaba katıldığında, DNA’daki farkın yüzde 5 ila 10 civarına çıktığı düşünülüyor. Hatta 2025 tarihli bir çalışmada, insan ve şempanze genomlarının doğrudan ve tamamen karşılaştırıldığında yaklaşık yüzde 15 farklılık gösterdiği ifade ediliyor.

Kaynak olarak ekle

İşin dikkat çeken bir diğer yönü ise, bu tür karşılaştırmalarda tür içindeki çeşitliliğin de yüksek çıkması. Aynı çalışmada, şempanzeler arasında bile genetik farklılık oranının yüzde 9’a kadar ulaştığı tespit edildi.

FARKLAR KODLAYICI OLMAYAN DNA’DA YOĞUNLAŞIYOR

Farklılıkların çoğu, protein üretiminden sorumlu olmayan, yani “kodlamayan DNA” bölgelerinde yer alıyor. Bu bölgeler, genlerin ne zaman, nerede ve nasıl çalıştığını kontrol eden düzenleyici anahtarlar gibi işliyor.

Haussler’ın belirttiğine göre, DNA’daki küçük bir değişiklik, genin ifade edilme şeklini değiştirebiliyor ve bu da dış görünüş gibi belirgin özelliklere yansıyor. Kısacası, insanlar ve şempanzeler aynı genetik yapı taşlarına sahip olsa da, bu taşların kullanımı oldukça farklı.

Katie Pollard’a göre insanlar ve şempanzeler esasen aynı protein bileşenlerinden oluşuyor. Ancak bu proteinlerin kullanımı farklılaştığı için ortaya çıkan biyolojik yapı ve işleyiş de farklılık gösteriyor.