Hakemli bilimsel dergi Archaeological Research in Asia’da yayımlanan çalışmaya göre, L522.1 ve L815.1 kodlarıyla adlandırılan bebekler, Dalma kültürüne ait seramik küplerin içine yerleştirilmiş halde bulundu. Bu seramikler, o dönemde bölgede yaygın olarak kullanılan kaplar arasında yer alıyordu.
Mutfak olduğu düşünülen ev bölümünde bulunan L522.1 kodlu bebeğin küpünün dış kısmında, daha önce yemek pişirmek için kullanıldığını gösteren izler vardı. Diğer bebek L815.1 ise mutfağa bitişik bir depolama alanında gömülmüştü.
Bebeklerin iskeletleri oldukça iyi korunmuş durumda. Özellikle mutfakta bulunan bebeğin iskeletinin yüzde 90’ı eksiksiz bir şekilde günümüze ulaşmıştı. Yapılan analizler sonucu, bebeklerin 36-38 haftalıkken, yani doğum civarında öldüğü, kemiklerde ise herhangi bir darbe veya travma izi olmadığı belirlendi.
Araştırmacılar, iki bebek arasındaki mezar hediyesi farkına dikkat çekiyor. Mutfaktaki bebeğin mezarına koyun kemikleri ve işlenmiş taşlar konulurken, diğer bebekte hiçbir mezar hediyesi bulunmuyordu. Bu durum, Dr. Mahdi Alirezazadeh’e göre o dönemdeki toplumsal ve kültürel karmaşıklığı yansıtıyor.
Araştırmacılar, mezarların birbirine üç metreden az uzaklıkta olmasının, farkın kültürel değişim veya aile statüsünden kaynaklanma ihtimalini düşürdüğünü belirtiyor. Bu, bebek definlerinin tarih öncesi toplumlarda oldukça sembolik ve karmaşık bir anlam taşıdığını gösteriyor.
Çaparabad’daki bulgular, Suriye ve Azerbaycan’daki diğer kazılarla karşılaştırıldığında, bebek definlerinin bölge genelinde büyük çeşitlilik gösterdiğini ortaya koyuyor. Bazı topluluklar bebekleri bakır baltalarla gömerken, bazıları hiçbir hediye bırakmıyordu.
Kazılar, tarih öncesi insanların bebek ölümlerine sandığımızdan çok daha derin ve sembolik anlamlar yüklediğini kanıtlıyor. Ancak bu ritüellerin neden farklı şekilde uygulandığı hâlâ cevapsız bir soru olarak kalıyor.