Paul de Toirões Parkı olarak bilinen yaklaşık 300 hektarlık alan, madencilik faaliyetlerinin sona ermesinin ardından yavaş yavaş suyla dolmaya başladı. Zamanla oluşan göletler ve sulak alanlar, çok sayıda canlı türü için yeni yaşam alanlarına dönüştü. Bölgede yapılan çevresel DNA analizleri, 200'den fazla türün varlığını ortaya koydu.

DOĞA KENDİ YOLUNU BULDU

Bölgedeki dönüşüm, yaban hayatını yeniden canlandırmayı amaçlayan çevre projelerinin devreye girmesiyle ivme kazandı. Yapılan çalışmalar kapsamında bazı su yolları yeniden düzenlendi, sulak alanların genişlemesi sağlandı ve doğal süreçlerin önündeki engeller kaldırıldı. Amaç, bölgenin mümkün olduğunca kendi doğal dengesine kavuşmasına yardımcı olmaktı.

Araştırmalar, bölgede çok sayıda kuş, amfibi, sürüngen ve su bitkisinin yaşamaya başladığını gösteriyor. Kara leylek, kaşıkçı kuşu, saz delicesi ve Avrupa su kaplumbağası gibi türlerin de alanda gözlemlendiği belirtiliyor. Sadece kuş türlerinin sayısının 100'ü aştığı ifade ediliyor.

EKOLOJİK TURİZMİN YENİ MERKEZİ OLUYOR

Biyolojik çeşitliliğin artmasıyla birlikte bölge, doğa gözlemcileri ve fotoğrafçılar için de ilgi çekici bir noktaya dönüşmeye başladı. Rehberli turlar, kuş gözlem alanları ve doğa kampları sayesinde ekolojik turizmin geliştiği belirtiliyor. Uzmanlar, Paul de Toirões'un yalnızca bir restorasyon projesi olmadığını, aynı zamanda madencilikten zarar gören arazilerin yeniden canlandırılabileceğini gösteren önemli bir örnek olduğunu vurguluyor.

Kaynak olarak ekle

Çevre uzmanlarına göre bu dönüşüm, ağır şekilde tahrip edilmiş alanların tamamen kaybedilmiş olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Doğru yönetim ve zamanla birlikte, bir zamanlar maden ocaklarının bulunduğu bölgeler bile yeniden canlıların sığınağı haline gelebiliyor.