Marmara Denizi'nde Adalar açıklarında gerçekleşen peş peşe küçük ölçekli sarsıntılar, İstanbul'da yeniden bir deprem endişesini gündeme getirdi. Özellikle gece ve sabah saatlerinde devam eden hareketlilik, en dikkat çekici sarsıntının 3.2 büyüklüğünde kaydedilmesiyle vatandaşlarda kaygı yaratırken, gözler yer bilimcilere çevrildi. Depremler ise mikro boyutlarda gece boyu devam etti.

ÖNCÜ DEPREM NE ZAMAN OLUR?

Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, yaşanan hareketliliğin doğrudan büyük bir depremin habercisi olarak yorumlanamayacağını vurguladı. Tüysüz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Her büyük depremin arkasından artçı depremler olur ancak her büyük depremden önce öncü deprem olmaz. Bir depremin ya da depremlerin öncü olduğu arkasından büyük deprem gelince anlaşılır. Adalar fayı üzerinde meydana gelen mikrodepremler, bu fayın aktif olduğunu işaret etmek dışında bir anlam taşımaz. Bekleyip göreceğiz."


İstanbul'da mikrodepremler gece boyu sürdü

Prof. Dr. Osman Bektaş ise bölgedeki hareketliliğe farklı bir açıdan yaklaştı. Bektaş, deprem kümesinin yaklaşık 10 kilometre derinlikte Adalar-Çınarcık fay sistemi üzerinde geliştiğini belirtti. Aynı fay hattında 1963 yılında 6.3 büyüklüğünde bir depremin yaşandığını hatırlatan Bektaş, bölgede yoğun mikrodeprem aktivitesine dikkat çekti.

Kaynak olarak ekle

Bektaş, artan deprem kümesinin yalnızca "gaz patlaması" gibi basit bir açıklamayla geçiştirilemeyeceğini savunarak, fay zonundaki hareketliliğin ve bölgenin derin yapısının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

"YAŞLI VE ÖLÜ BİR FAY"

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Adalar açıklarındaki mikrodepremlerin beklenen büyük İstanbul depremiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini savundu. Üşümezsoy, Büyükada'nın güneyindeki sarsıntıların doğrudan ana fay üzerinde gerçekleşmediğini, bunun yerine ana fayı güneyden kuzeye doğru kesen ikincil ve üçüncül fay kollarında gerçekleştiğini belirtti.

Üşümezsoy, bu yapıların büyük miktarda stres biriktirecek özellikte olmadığını öne sürdü. Adalar fayının büyük bir deprem üretme kapasitesinde olmadığını belirten Üşümezsoy, mevcut hareketliliğin yıkıcı bir deprem beklentisiyle yorumlanmaması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Üşümezsoy, Adalar fayı konusunda da dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Üşümezsoy, bu fayın yaşlı ve ölü bir fay olduğunu belirterek Adalar fayından büyük bir deprem çıkmayacağını savundu.

Büyükada çevresindeki son hareketliliği daha önce bölgede oluşan stresin küçük ölçekte boşalması olarak değerlendiren Üşümezsoy, bunun Marmara'da görülebilen olağan süreçlerden biri olduğunu söyledi. Mikro depremlerin yıllar önce hazırladıkları fay haritalarıyla da uyumlu olduğunu belirten Üşümezsoy, 1999'dan bu yana bölgede benzer şekilde tetiklenmiş küçük ölçekli sarsıntıların yaşandığını ifade etti.

Üşümezsoy, Adalar çevresindeki mikro depremlerin tek başına orta veya büyük ölçekli bir deprem beklentisi oluşturmayacağını vurguladı. Yaşanan hareketliliğin kamuoyunda "İstanbul depremi geliyor" şeklinde yorumlanmasının bilimsel verilerle desteklenmediğini de savundu.

AHMET ERCAN "EN ERKEN 2045" DEDİ, TSUNAMİ DETAYI VERDİ

Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ise Adalar'ın güneybatısında etkinleşen sarsıntıların halkı gereksiz paniğe sevk etmemesi gerektiğini belirtti. Deprem kestirimlerinin sadece küçük sarsıntı sayısına bakılarak yapılamayacağını, yerin yaklaşık 12 fiziksel özelliğinin izlendiğini aktaran Ercan, uzun vadeli projeksiyonunu paylaştı.

Kuzey Marmara'da 7 ila 10 kilometre odak derinliğinde iki ana deprem beklediğini belirten Ercan, kırılmanın yatay bileşeninin 1.5-2 metre sağ atımlı, düşey bileşeninin ise yaklaşık 1 metre olacağını kaydetti. Süpürtü (tsunami) dalga yüksekliğinin 2.5 metreyi aşmayacağını öngören Ercan, büyük deprem için takvim olarak en erken 2045, en olası dönem olarak 2075 yılını işaret ederken sürecin 2150'ye kadar gecikebileceğini ifade etti.