Pek çok kişi sakatat çorbalarının ağır kokusundan veya hazırlık aşamasındaki zahmetinden çekiniyor. Çeşm-i Nigar ise tam bu noktada bir kurtarıcı olarak devreye giriyor. Mercimeğin en asil hali olarak tanımlanan bu çorba, sıradan bir mercimek çorbasının çok ötesine geçiyor. İçindeki karamelize edilmiş soğan, antibiyotik niyetine kullanılan sarımsak ve yumurta sarısıyla bağlanan terbiyesiyle adeta bir şifa deposuna dönüşüyor.
KOLAJEN DEPOSU VE MİDE DOSTU
Uzmanlar özellikle gerçek kemik suyu ile hazırlandığında bu çorbanın kelle paçanın sunduğu kolajen ve protein desteğini aratmadığını belirtiyor. Sakatatın aksine sindirimi son derece kolay olan bu lezzet, mideyi yormadan vücuda direnç katıyor. Günün her saati tüketilebilen Çeşm-i Nigar, kış aylarında hastalıklara karşı en etkili doğal kalkanlardan biri olarak kabul ediliyor.
Farsça kökenli olan ve "Göz Alıcı" ya da "Güzelin Gözü" anlamına gelen Çeşm-i Nigar, sadece damağa değil göze de hitap ediyor. İsmini pişirildikten sonra üzerine gezdirilen kızgın tereyağlı, toz biberli ve naneli sosun oluşturduğu estetik görüntüden alıyor. Hem ekonomik hem de hazırlaması pratik olan bu çorba, asırlık mirasıyla modern mutfaklarda yeni bir devir başlatıyor.

ÇEŞM-İ NİGAR ÇORBASI NASIL HAZIRLANIR?
Bu asırlık tarifi evinizde hazırlamak için 1 su bardağı kırmızı mercimek, 1 adet orta boy soğan, 1 yemek kaşığı un, 2 yemek kaşığı tereyağı ve 1 çay bardağı süt gerekiyor. Tatlandırmak için tuz ve karabiberin yanı sıra, 6 su bardağı sıcak su veya tercihen et/tavuk suyu kullanılıyor. Üzerinin sosu için ise ekstra tereyağı ve pul biber hazırlanıyor.
Hazırlık aşamasında ilk olarak mercimekler yıkanıp süzülüyor. Tencerede tereyağı ile ince doğranmış soğanlar pembeleşene kadar kavruluyor, ardından un eklenerek kokusu çıkana dek karıştırılıyor. Mercimekler ilave edildikten sonra sıcak su veya et suyu eklenerek mercimekler iyice yumuşayana kadar orta ateşte pişiriliyor.
KIVAMI VE SOSUYLA SARAY LEZZETİ
Pişen karışım ocaktan alınıp pürüzsüz bir kıvam için blenderdan geçiriliyor. Tekrar ocağa alınan çorbaya süt eklenerek tuz ve karabiberle tatlandırılıyor. Bir taşım daha kaynatılan çorba dinlenmeye bırakılırken, üzerine dökülecek o meşhur sos hazırlanıyor.
Tereyağında hafifçe yakılan pul biber ve nane, çorba kaselere paylaştırıldıktan sonra üzerine gezdiriliyor. Bu son dokunuş, çorbaya hem ismini veren o görsel şöleni hem de damaklarda iz bırakan o karakteristik lezzeti katıyor. Saray mutfağının bu hafif ama etkili şifa kaynağı, bağışıklığını güçlendirmek isteyenlerin yeni bir numaralı tercihi oluyor.