Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin 21 Mayıs tarihli 'mutlak butlan' kararı ile CHP'nin seçilmiş lideri Özgür Özel ve parti organları görevden alınırken, CHP Genel Başkanlığına yeniden Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. 

Parti içerisinde iki farklı grubun oluşmasına neden olan kararın ardından açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, CHP'deki süreci eski genel başkanlarla birlikte yürüteceğini duyurmuştu. 

Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına ilk yanıt CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin'den gelmiş ve Özel'e destek ifadeleri kullanılmıştı. CHP'nin bir diğer eski Genel Başkanı Murat Karayalçın da Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirel ifadeler kullanarak, Özgür Özel'e destek verdi. 

KILIÇDAROĞLU TELEFONLARINA DÖNMEDİ

Karar sonrası Kılıçdaroğlu'nu her zaman aradığı numaradan aradığını ancak telefonunun açılmadığını söyleyen Karayalçın, Gazete Oksijen'e verdiği röportajda partide yaşananlara ilişkin görüşlerini paylaştı. 

İşte Karayalçın'ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar

Parti yöneticilerinin sokağın mesajını alması lazım

Peki burada tabana, örgüte, yöneticilere ne diyorsunuz bütün bu toz bulutu içinde? 

Karayalçın: Parti yöneticilerimiz, partililerimiz partinin bütünlüğünü sağlayacak açıklamalara kulak vermelidir. O eylemlerin içinde olmalı, sokağın sesini dinlemelidirler. Pazar günü genel merkezle TBMM arasında yedi sekiz kilometre mesafede olağanüstü bir yürüyüş gerçekleşti. Ankaralılar müthiş bir mesaj verdiler. Örgütün ve parti yöneticilerinin ne yapması gerektiğini o sokaktaki eylemleriyle, sloganlarıyla, tavırlarıyla, gösterdikleri sevgiyle ortaya koydular. Parti yöneticilerimizin ve partililerimizin sokağı dinlemesi lazım, bu mesajı alması lazım.

Kemal Bey’i telefonundan aradım ama ulaşamadım

Kemal Bey’in bu hadisedeki hareket tarzı sizi şaşırttı mı? Kendisiyle baş başa kalsanız böyle bir durumda nasıl hareket etmesini önerirdiniz? 

Karayalçın: Pazar günü kendisiyle bir görüşme girişiminde bulundum ama maalesef olmadı. 21 Mayıs’ta butlan kararının çıkmasından da önce çok sayıda partili bana “Ikisiyle de görüş” diye telkinde bulunmuştu.  Ben 22 Mayıs  Cuma  akşamı oldukça geç bir saatte önce Genel Başkanımız Özgür Özel’le görüştüm. Bana bu tür telkinlerin yapıldığını söyledim. “Bir devreye girmek isterim, katkıda bulunmak isterim siz ve Kemal Bey de uygun görürseniz.” dedim. Özgür Bey “Eski genel başkanımızsınız, çok katkınız olur diye düşünüyorum” yanıtını verdi. Ben Sayın Kılıçdaroğlu ile pazartesi günü konuşmayı düşünüyordum. Fakat Pazar sabahı erken kalktım, televizyonu açtım  ve birdenbire o dehşet manzaraları gördüm. Tanımadığım bir takım insanlar partinin önünde sağa sola saldırıyorlar, partinin demirlerini, bahçe kapısını sarsıyorlar. Onun üzerine Sayın Kılıçdaroğlu ile hemen konuşmam gerekir diye düşündüm.

Kaynak olarak ekle

Kendisini aradım hep aradığım numaradan ama maalesef ulaşamadım. 

Bizler siyaseti hep YSK’dan aldığımız mazbatalarla yaptık

Ulaşsaydınız ne söyleyecektiniz kendisine? 

Karayalçın:  Çözüm olarak şunu söyleyecektim: CHP’de kurultay için en uygun zaman tartışması yaşanıyor birkaç gündür. Sayın Kılıçdaroğlu’na yakın olanlar “en uygun zaman” diyorlar. Ben dahil kimi arkadaşlarımız da “en uygun zamanda değil, en kısa zamanda olmalı” diyoruz. Çünkü bu mutlak butlan kararı kabul edilebilir bir karar değil. Ben bunun anayasaya aykırı olduğu kanısındayım. Türkiye’de ne kadar siyasetçi tanıyorsanız, hepimiz Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) verdiği mazbatayla siyaset yaptık. Bizim mazbatalarımızı YSK verdi. Türkiye seçim hukuku konusunda çok başarı sağlamış bir ülke, bütün olumsuzluklara rağmen. Ama maalesef YSK devre dışı bırakıldı. Adli yargı seçim yargısını ekarte etti . O yüzden de bu kabul edilebilir, geçerli bir şey değil. Tabii resmi bir karar. Onun için uyacağız, uyuluyor. Zaten Sayın Özgür Özel de davalar açarak, itiraz ederek ve  grup başkanı seçilerek bu resmi kararın sonuçlarını da kabul ettiğini gösterdi.

Ama bu haksız, yanlış bir karar. Bunu aşabilmemizin yolu bizim en kısa zamanda kurultaya gitmemizdir. Başka bir şey olamaz. Biz birkaç hakimin kararıyla allak bullak olacak bir parti değiliz. Hem siyasi partiler yasasına göre hem kendi tüzüğümüze göre bizde yönetim değişikliklerinin nasıl olacağı bellidir. 

Baskın seçim ihtimali görüyorum

Ama Kılıçdaroğlu’nun uzun süre kurultay çağrısı yapmayacağı, hatta seçime belki bu yönetimle gidilebileceği yönünde yorumlar da yapılıyor… 

 Karayalçın:  Şimdi bu kararın çıkmasını sağlayan AKP yönetimi zaten bunu kolluyor, fırsat kolluyor. CHP’liler birbirleriyle uğraşsınlar diye arzuluyor. O arada seçim gelecektir, ivedi seçim gelecektir. AKP seçim yapar biz bunlarla uğraşırken. O nedenle “en uygun zaman” tanımı, ifadesi çok yanlış. En uygun zaman bana göre en kısa zamandır. 

Yani burada siz bir baskın seçim ihtimali görüyorsunuz?

 Karayalçın:  Evet, çünkü bu tasarlanmış bir şey… Bunlar onun için yapılıyor. 19 Mart 2025’ten bu yana bize yapılanların altında yatan bizi sarsmak… CHP’yi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bizi zora sokacak her türlü uygulamayı yapıyorlar.  Bu CHP’ye yapılan bir darbe girişimidir. Ben AKP’nin bunları bilerek yaptığını düşünüyorum. Eğer olağan kurultay süreci başlatılırsa bu şu demek: Mahalle temsilcileri seçilecek. Mahalle temsilcileri daha sonra ilçe kongresini oluşturacak. İlçe kongreleri il delegelerini seçecek, il delegeleri kurultay delegelerini seçecek. Biz onlarla uğraşırken AKP’nin seçimi gelecek, cumhurbaşkanlığı seçimi gelecek. Bu çok ağır bir vebal.

O zaman Kemal Kılıçdaroğlu yönetimiyle seçime gidilir böyle bir senaryoda… 

Karayalçın:  Evet. Aslında kurultay sürecinde yapılacak bir seçimin sonuçlarının ne olacağını kolaylıkla tahmin ederim. Hele bütün bu yaşananlardan sonra. Onun için bunun çok ağır bir vebal olduğunu düşünüyorum. CHP’ye karşı haksızlık, Türkiye’nin geleceğine karşı haksızlık olarak görüyorum. 

Kemal Bey’in tavrı beni üzüyor

Bu şekilde seçime gidildiği takdirde bu adil bir seçim olur mu? Demokrasinin asgari gereklerini karşılayan, adil, düzgün bir seçim olur mu böyle bir seçim?

Karayalçın:  Şu  yapılanların zaten demokrasinin gerekleriyle bağdaşan hiçbir yönü yok. Nasıl  CHP’nin kurultayı birkaç hakimin kararıyla değişiyor? Böyle bir adalet olur mu? Böyle bir haksızlık olur mu? Günah değil mi? Ayrıca sen hadi bunu yapacaksın. İki gün bekle kardeşim. Ne oluyor bu plastik mermiler, göz yaşı bombaları, demirlerin kesilmesi. AFAD ekipleri geldi, polis ekipleri geldi. Ne oluyor? Türkiye’nin ana muhalefet partisine yazık değil mi? 

 İktidar kendi çıkarları açısından böyle bir yoldan gitmeyi hedefleyebilir. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir stratejinin hayata geçirilmesine katkı sağlayabilir mi? Bunu göze alabilir mi? 

Karayalçın:  Dediğim gibi Pazar günü ulaşamadım kendisine, yanıt alamadım. Her şey olabilir. Her türlü olumsuz gelişmeyi dikkate almamız lazım. Hep öyledir ama tarihimizin en kritik noktalarından birini yaşıyoruz. Parti olarak da, biz CHP’liler olarak da, ülke olarak da her türlü olasılığı dikkate almak gerekiyor. 

Kemal Bey’in bütün bu süreçte aldığı tavır, özellikle son günlerdeki tavrı sizi şaşırtıyor mu? 

Karayalçın: Üzüyor, öyle söyleyeyim.

Bu durumu aşacak olgunlukta kadrolara sahibiz

 Peki sizce CHP bu karışıklığı aşabilecek mi?

Karayalçın: Bunu aşabiliriz. Ben parti yöneticilerimizin, milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın bu olaylar yaşanırken ortaya koydukları tavra, yaptıkları açıklamalara baktığımda CHP’nin bunu aşabilecek olgunlukta bir kadroya sahip olduğunu memnuniyetle görüyorum. Bugünkü milletvekili listesini Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı zamanında parti hazırlamıştı. Bir anlamda milletvekili arkadaşlarımız Sayın Kılıçdaroğlu’na yakın isimler diye düşünülebilir. O milletvekili arkadaşlarımız çok büyük bir çoğunlukla Özgür Bey’i grup başkanı seçtiler. Ayrıca Kemal Bey’e destek vermiş olan arkadaşlardan bazıları da daha sonra tavırlarını değiştirerek partiye yapılanları dikkate alarak ona karşı bir tavır ortaya koydular. Bence bu bir siyasi olgunluğun ifadesidir. CHP’nin bunları aşabileceğinin ifadesidir. Büyükşehir belediye başkanlarımız da bizim tüzüğümüzde yazılı olmayan bir kurul oldu. Çok sayıda büyükşehir belediye başkanımız var ve onların da ağırlığı var. Bütün arkadaşlarımız, galiba Balıkesir büyükşehir belediye başkanı hariç Özgür Bey’e destek veriyorlar. Galiba 11 il başkanının dışındaki tüm il başkanlarımız mevcut yönetimi desteklediler. 

Sonuçta CHP olarak bunu aşabiliriz. Ben şimdi Özgür Bey’in, teşbihte hata olmaz, sürgünde hükümet diyebileceğimiz  güçlü  iletişim sağlayan bir yapı kuracağını düşünüyorum. Birbirimizi kırmadan, bireyselleşmeden bunu aşarız umudundayım. Yani işi kişiselleştirmeden, en az yarayla atlatabilmek için kullanılacak sözcüklerin yaratacağı duyarlılığı da gözeterek ve birlik içinde hareket ederek bize karşı bu kumpası tersine çevirebiliriz. 

 Kadrolar konusunda sorun var

Evet, biz bunu aşarız. Biz cumhurbaşkanı çıkarırız, yönetime geliriz, hazırlıklıyız. Kadrolar konusunda sorun var. Aslında sorun yok da kamuoyundan diyorlar ki, “Kardeşim, genel başkanınız  iyi çalışıyor ama kadronuzda kimler var?” İşte bizim bu cumhurbaşkanlığı adaylık ofisimiz bu kadroların kamuoyuna sunulması için çok iyi bir fırsattı. Çünkü bizim 28 Kasım 2025 tarihinde kabul edilen parti programımızı burası, cumhurbaşkanlığı adaylık ofisi somutlaştırıyor.  Burada hem partililerimiz var, parti yöneticilerimiz var hem de değişik kesimlerden çok sayıda yurttaşımız katkıda bulunuyor. Bunu çok iyi biliyorum. Şimdi oradan yeni yeni kadrolar çıkaracağız. Bunu başarabileceğimize inanıyorum. 

Kaygım, bir kez bölünürsek bir daha toparlanamayız

Bir senaryo yapalım. CHP’nin Kılıçdaroğlu yönetimi ile kurultay süreci çok ağır gidiyor, seçim yaklaşıyor ve yeni bir parti kurmak dışında başka bir seçenek kalmıyor… Böyle  bir senaryoda Özgür Özel bir önceki yerel seçimin  yüzde 38’lik halk desteğini yeni oluşuma sürükleyebilir mi?

Karayalçın:  20 kişilik milletvekili grubu aslında çok sayıda çözümü beraberinde getiren bir fırsat ve araç. Dolayısıyla seçime katılma konusunda bir sorun yok. Ama şöyle bir sorun var. Ben aslında mütevazı bir insanım ama bunu söylemek zorundayım: Eğer SHP’nin başında 1994’te ben olmasaydım SHP-CHP birleşmesi olmazdı. Buna çok büyük katkıda bulundum. Kendi vicdanımda bunun muhasebesini yaptım. 

Çok eleştiri de aldınız bu yüzden, partiyi Deniz Baykal’a teslim ettiniz diye…

Karayalçın:  İnsanlar o zaman öyle derler, sonra da farklı şeyler derler… Siyasetçi ona alışmalı. Ben o sırada İtalyan solunu çok yakın izliyordum. İtalya’da İtalyan Sosyalist Partisi daha güçlüydü. Onlar Zeytin Ağacı ittifakı kurmuşlardı. Çözüm öyle gibiydi. Ben Dışişleri Bakanlığından da, Başbakan Yardımcılığından da, SHP Genel Başkanlığından da çok memnundum. Ama benim fedakarlık yapmam gerekiyordu ve ben o fedakarlığı yaptım, partileri birleştirdik. Bunu şunun için söylüyorum: Şimdi dünya genelinde İspanya’yı hariç tutarsak sosyal demokraside bir gerileme var. Bunu görüyoruz. İsrail’de görüyoruz, Hindistan’da görüyoruz, her yerde görüyoruz. Ben bir kez bölünürsek bir daha toparlanamayız kaygısını taşıyorum. Alman sosyal demokratları, özellikle İngiliz sosyal demokratlarının vaziyetine geliriz. Onun için bence CHP’nin bütünlüğünü sağlamalıyız. Bu, bizim kırmızı çizgimizdir. Sonuna kadar buraya asılmalıyız. Bunun olup olmayacağı biraz da partinin yeni yönetiminin tavrına bağlı. 

Tasfiye işareti olursa yeni bir parti düşünülmeli

Partinin birliğinin korunması konusunda bir tehlike görüyorsunuz o zaman…

Karayalçın: Burada kurultay için en uygun zaman tartışmasına geliyoruz. Eğer parti meclisi sıfırdan başlayan bir kurultay süreci işletme kararı alırsa, ilçe, mahalle delegeleri tespit edilecek, ilçe kongreleri, il kongreleri, kurultay vesaire... Bu bir tasfiye sürecini de beraberinde getirebilir. Parti birliğini sarsan sonuçları da beraberinde getirebilir... Böyle bir noktaya gelinmeden partinin birliği, bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. CHP adı mutlaka korunmalıdır.

Şimdi şöyle görüşler de çıkıyor, “CHP’nin zaten bagajı var kardeşim. Bu bagajdan kurtulalım.” Evet, bagaj da var ama bir de CHP gerçekliği var. Ben bunu yaşamış birisiyim. Ta Osmanlı döneminden bu yana gelen bir damarın siyasetçileriyiz. Onun için CHP’yi kapatmak olmaz. Doğru değil. Ama çok zorda kalırsak tabii ayrı bir yapılanmaya gidilebilir. Aksi takdirde biz partiyi korumalıyız. Parti bütünlüğü önemli. Bizim kırmızı çizgimiz olmalı. Ama bir tasfiye olursa, bir tasfiye işareti alınırsa o zaman yeni bir parti düşünülmeli. 

 Kurultayın uzaması AKP’nin işine yağ sürer

Kurultay sürecinin çok uzaması, gecikmesi ve Kılıçdaroğlu liderliğiyle seçime gidilmesi gibi bir durum ortaya çıkarırsa, o zaman başka bir seçenek kalmayacağını söylüyorsunuz…

Karayalçın:  İşte o zaten yolların tıkanmasıdır, siyasetin tıkanmasıdır... Ayrıca şimdi şunu biliyoruz: AKP 2026’da yol temizliği yapıyor. Bizi sıkıştırarak, bize baskı yaparak, darbelerde bulunarak yol temizliyor. 2027’ye yaklaşık altı ay sonra gireceğiz. 2027 seçim yılı. Kesin seçim olacak. Allah aşkına bizim kurultayımızı kim dinler? Türkiye seçim takvimini işletecek. Ben zaten o yedi, sekiz kilometrelik uzun yürüyüşle Türkiye seçim sathı mailine girdi diye düşünüyorum. Şu anda seçim sürecinin içindeyiz. Dolu yağıyor, yağmur yağıyor ama bir yandan da binlerce insan yürüyor sokaklarda. Türkiye seçim sürecinin içinde. Kurultayın uzaması AKP’nin ekmeğine yağ sürülmesi anlamına gelir. 

Ama ya olursa? 

Karayalçın:  Olursa dediğim gibi siyasetin tıkanmasıdır. Ayrı bir değerlendirme yapılır. Ben şimdi bireysel olarak “ayrı bir değerlendirme yapılır” ifadesini kullanmakla yetiniyorum. Ben parti yöneticisi değilim. Ama eğer öyle bir noktaya giderse bunun yeni bir çözümü de beraberinde getireceğini tahmin ediyorum. 

Özgür Bey ile kitleler arasında müthiş bir titreşim var

O zaman o halk desteği yine Özgür Bey’in arkasında olur mu? 

Karayalçın: Ben böyle olacağını sanıyorum. Ben bunun devam edeceğini sanıyorum.

Yani Pazar günü partinin önünden yürüyüşle başlayan hareket, kurultay sürecinin uzadığı ve Kılıçdaroğlu liderliğinde seçime gidildiği gibi bir senaryoda yeni bir oluşumu gündeme getirebilir…

Karayalçın:  Aslında Özgür Bey’in kitlelerle kurduğu ilişki pazar günü başlamadı. Ben bunu 19 Mart gecesi Saraçhane’de gördüm ilk defa. Özgür Bey, Altan abi, Hikmet abi ve ben… İstanbul İl Başkanımız Özgür Bey de vardı. Ben o ana kadar hiç öyle bir kalabalık görmemiştim. ‘Yiğidim Aslanım’ çalarken telefonu açtırıyor Genel Başkan. Alabildiğine o derinlikten ışıklar görüyordum. İstanbul il başkanımıza sordum. “Ben il başkanlığı yaptım, böyle bir manzara hiç görmedim” dedim. “Vallahi ben de görmedim” dedi İstanbul il başkanı. Özgür Özel’le kitleler arasında müthiş bir karşılıklı iletişim olduğunu, titreşim olduğunu orada görmüştüm. Daha sonra başka mitinglerde de gördüm. Mesela Rize’yi örnek vereyim. Rize mitingindeydik bir ay önce. Olağanüstüydü. Rizeliler çok büyük destek verdiler Özgür Bey’e. Dolayısıyla Özgür Bey’le kitleler arasında güçlü bir iletişim olduğunu görüyorum. Pazar günkü de çok özel şartlarda ortaya çıkmış olağanüstü bir siyasi görüntüydü, onu da söyleyeyim. 

Pazar günü televizyonu açtığınızda  CHP genel merkezine polisin girmesini izlerken ne hissettiniz iç dünyanızda?

Karayalçın: Ağladım, ağlayarak izledim…

İzlenimim, Özgür Özel’in CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olacağı

Ekrem İmamoğlu’nun cezaevindeyken cumhurbaşkanı adayı olması kolay görünmüyor. Mansur Yavaş da geçen pazar günü yaşanan olaylarda yeterince reaksiyon göstermemekle eleştiriliyor. CHP seçmeninin yeni cumhurbaşkanı adayının 19 Mart’tan beri yükselişte olan Özgür Özel olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Karayalçın: Söyleyebiliriz. Ben öyle bir izlenim alıyorum. Ama doğru yöntem, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının belirlenmesinde olduğu gibi bunun bütün üyelerin katılımıyla yapılacak bir önseçimle olmasıdır. Bu yöntem tutarlılık açısından da gereklidir.  Cumhurbaşkanlığı seçim yasası galiba yetkiyi parti grubuna veriyor. Ama bütün parti üyelerinin katılımıyla yapılacak bir ön seçimin sonucunu da CHP parti grubu ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu zaten kabul edip kullanmak durumundadır. Özetle adayımızı partililerimiz belirlenmelidir. Özgür Bey olur, Mansur Bey olur ya da başka arkadaşımız çıkarsa o olur; böyle belirlenmeli.

Kemal Bey’in yeniden adaylığına ihtimal verir misiniz?

Karayalçın: Sanmıyorum. Ama olursa o da ön seçime girmelidir.

Yüzde 25’lik cam tavanı kırdık, şimdi sıra yüzde 35’lik cam tavanı kırmakta

Peki, 19 Mart’tan sonra bir de şu tartışma da var. Mitingler ciddi halk desteğiyle yapıldı ama son dönemde biraz dinamizmini kaybetti, Özgür Özel’in de kitleyi fazla büyütemediği yönünde eleştiriler de getirildi, yapıldı. Bir de pazar günü yaşanan olaylarda meydanlara çıkan kitlenin mesela 19 Mart’la kıyaslandığında beklenen kadar olmadığı yönünde eleştiriler de var. Ne dersiniz bu eleştirilere?

Karayalçın: 22 Mayıs gecesi parti genel merkezinin önünde bir miting vardı. Ben de oraya katıldım. Bizim alan o kadar. Bizim partinin önünde yaptık mitingi, başka yerde yapılmadı. Bizim alanımız da o kadar. Oraya o kadar insan gelir, daha fazla insan gelmez. Ayrıca Ankara tatile girmişti. Ankara boşalmıştı. Ona rağmen Pazar günü yine de kısa sürede on binler toplandı Milli Egemenlik Parkı’nın içinde. Dolayısıyla o tam doğru bir değerlendirme değil. Ama şunu da söyleyeyim, 19 Mart 2025’ten  bu yana yapılan çalışmalar olacak iş değil aslında. Her çarşamba İstanbul’da miting, her pazar, her hafta sonu  Türkiye genelinde bir miting. Özgür Bey’in grup konuşmalarını da izlemişsinizdir, mitinge dönüşüyor. Salı, Çarşamba ve Pazar günleri olmak üzere haftada üç miting…

Bunu taşımak kolay değildi. Bunu yapabilmek, örgütleyebilmek de çok zordu. Ben şunu söyleyeyim, Saraçhane’de gördüğüm manzaradan çok etkilendiğimi söylemiştim. Özgür Bey, “Her akşam bunu tekrar edeceğiz” deyince içimden, “tekrar etmesek mi?” demiştim, “ya o kitleyi yeniden bulamazsak” diye kaygılanmıştım . Ama hiç öyle olmadı. Tersine her akşam daha çok katılım oldu.

Sonra Özgür Bey, “Yenikapı’da miting yapacağız” dedi. Ben il başkanlığından Yenikapı’yı biliyorum. 100 bin kişi, birkaç yüz kişi gibi gözükür orada. Milyonluk yer. Yine aynı şeyi  dedim. Yenikapı’yı doldurduk, Maltepe’yi doldurduk, Bayburt’u doldurduk, Yozgat’ı doldurduk. Çok başarılı mitingler yaptık. Fakat şimdi yeni bir sıçrama ihtiyaç var. Bu yüzde 25’lik cam tavanı kırdık. Ama şimdi önümüzde yüzde 35’lik bir cam tavan var, onu daha kıramadık. Yüzde 35’in üzerine çıkamadık, onu kırmamız gerekiyor.