Topraklarının yaklaşık yüzde 26’sı deniz seviyesinin altında yer alan Hollanda’da, coğrafi koşulların mimariye etkisi özellikle başkent Amsterdam’daki binalarda göze çarpıyor. Şehirde birçok binanın sağa, sola veya öne doğru belirgin şekilde eğimli durması, hem bölgenin hassas zemin yapısından hem de tarihsel mimari yönetmeliklerden kaynaklanıyor.
Amsterdam genelinde zemin metrelerce derinlikte balçık ve yumuşak kilden oluştuğu için tüm yapılar, ilk sert kum tabakasına ulaşan metrelerce uzunluktaki direklerin üzerine inşa ediliyor.
Günümüzde çimento doldurularak sağlamlaştırılan bu sistemde geçmişte ahşap kazıklar kullanılıyordu. Zamanla ahşap direklerin kalitesini kaybetmesi ve aşınması binaların zemine düzensiz batmasına yol açarken, yapılardaki sağa ve sola eğilmelerin temel nedenini oluşturuyor.
Öne doğru olan eğimlerin arkasında ise 19. yüzyılın başına kadar uygulanan resmi inşaat mevzuatı bulunuyor. Önemli bir liman ve ticaret kenti olan Amsterdam’da tarihi evler aynı zamanda birer depo olarak kullanılıyordu.
Tüccarlar çatı katındaki kancalar aracılığıyla sokaktan yukarıya pamuk, baharat ve kakao gibi malları taşırken ürünlerin bina cephesine çarpmasını ve pencerelerin kırılmasını önlemek amacıyla binaların öne doğru eğimli yapılması zorunlu kılınmıştı. Aynı zamanda ahşap iskeletli mimari, yağmur sularının alt katlara sızmasını engellerken dar sokaklarda üst kat alanlarını genişletme imkânı da sağlıyordu.
Günümüzde yapıların güvenliği açısından temel durumlarının tespiti toprak kazımı gerektirdiği için maliyetli bir süreç olarak öne çıkıyor. Binaların düzenli aralıklarla denetimden geçirildiği şehirde Amsterdam Belediyesi, inceleme raporlarını kayıt altında tutarak gayrimenkul alıcılarının erişimine sunuyor.