Bilim insanları, Çin'in başkenti Pekin yakınlarındaki Donghulin arkeolojik alanında yürüttükleri antik DNA araştırmalarında, günümüzden yaklaşık 11 bin yıl önce yaşamış ve daha önce literatürde tanımlanmamış bir Kuzeydoğu Asya insan soyunu gün yüzüne çıkardı.
Current Biology dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, Qiaomei Fu liderliğindeki araştırma ekibi, bölgedeki insan popülasyonlarının sanılandan çok daha çeşitli bir genetik yapıya sahip olduğunu belirledi.
DAHA ÖNCE FARK EDİLMEDİ
Donghulin'de bulunan ve 11 bin yıl öncesine tarihlenen bir bireyin genom analizi, bu grubun diğer Asya popülasyonlarından yaklaşık 19 bin yıl önce, Geç Pleistosen döneminde ayrıldığını gösteriyor. Araştırma, bu soyun son buzul çağının bitimindeki sert iklim değişikliklerine rağmen hayatta kalmayı başardığını ortaya koydu. Uzmanlar, bu hattı Asya'nın tarih öncesi nüfus yapısında "daha önce fark edilmemiş bir ata bileşeni" olarak tanımlıyor.
GENETİK YAPIDA ANİ DEĞİŞİMLER SAPTANDI
Arkeolojik veriler, Donghulin sakinlerinin Paleolitik'ten Neolitik'e geçiş sürecinde (M.Ö. 11.000 - 9.000) seramik üretimi ve darı evcilleştirme gibi faaliyetlerde bulunduğunu gösteriyor ancak bölgedeki kültürel sürekliliğe rağmen genetik yapıda ani değişimler saptandı. 11.000 yıllık birey, bilinmeyen derinden ayrışmış bir ata hattına sahip. 9.500 yıllık birey; Moğol Platosu popülasyonlarına daha yakın, farklı bir genetik koldan geliyor.
Bu bulgu, bölgedeki kültürel değişimlerin her zaman nüfusun tamamen yer değiştirmesiyle gerçekleşmediğini kanıtlıyor.
BUGÜN SEYREK RASTLANIYOR
Genetik veriler, antik Kuzeydoğu Asya toplumlarının sanılanın aksine izole olmadığını; kuzeydoğudaki Amur Nehri bölgesi ve batıdaki topluluklarla temas halinde olduğunu gösteriyor.
Araştırma, bu soyun iklimsel dönüşümleri atlatmasına rağmen modern insan popülasyonlarına genetik mirasının çok düşük olduğunu ortaya koydu. Söz konusu soya ait genetik izlere bugün Çin ve Japonya'nın yalnızca kısıtlı bölgelerinde, seyrek olarak rastlanıyor.
SANILANDAN DAHA UZUN KORUNUYOR
Çalışma, Kuzeydoğu Asya'daki evrimsel sürecin Avrupa'dan farklı ilerlediğini gösteriyor. Avrupa'da tarımın yayılması genellikle mevcut nüfusun tamamen yer değiştirmesiyle sonuçlanırken, Asya'da farklı grupların bir arada yaşadığı, etkileşime girdiği ve kültürel inovasyonların (seramik, tarım) genetik değişimden bağımsız olarak yayıldığı anlaşıldı. Araştırmacılar, bölgedeki genetik çeşitliliğin sanılandan daha uzun süre korunduğunu vurguluyor.