Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Pazartesi günü Bangkok'ta düzenlenecek olan yıllık toplantılarında alışılagelmişin dışında, tersine dönmüş bir manzarayla karşı karşıya kalacak. Bugüne kadar genellikle yoksul ve zayıf ekonomilerin kurtarıcısı rolünü üstlenen küresel finans kurumlarının yeni mesaisi, artan borçlanma maliyetleri ve enflasyonla sarsılan dünyanın en zengin ülkeleri olacak.

KISIR DÖNGÜ BÜYÜYOR

ABD'nin İran'a yönelik savaşının küresel enflasyonu körüklemesiyle birlikte Amerika, Avrupa ve Japonya'da hükümetlerin borçlanma maliyetleri son on yılların en yüksek seviyelerine tırmandı. Trilyonlarca dolarlık tarihi borçların faizini ödeyebilmek için daha fazla harcama yapmak zorunda kalan bu hükümetler, zorunlu olarak yeni borçlara yöneliyor. Ekonomistler, bu gidişatın içinden çıkılmaz bir kısır döngüye dönüştüğü konusunda uyarıyor.

Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, varil fiyatı 100 dolara dayanan petrol karşısında faiz artırımlarına giderken, bu durum küresel piyasalarda dalga dalga yayılan bir etki yaratıyor. Gelişmekte olan piyasalar, ya bu faiz artışlarına ayak uydurmak ya da yıkıcı bir sermaye kaçışıyla yüzleşmek zorunda bırakılıyor.

"SOKAK OLAYLARINA HAZIRLIKLI OLUN"

Borç cephesindeki "en büyük suçluların" artık zengin ülkeler olduğunu vurgulayan IMF Başkanı Kristalina Georgieva, bu krizin sadece o ülkelerin sınırları içinde kalmayacağının altını çizdi. Yapay zeka patlamasının bazı ekonomileri canlandırırken asıl borç ve enerji krizini maskelediğini belirten Georgieva, gelişmiş ülkelerdeki borç seviyelerinin tarihi zirvelerde olduğuna dikkat çekti.

Kaynak olarak ekle

Hükümetlerin artan faiz yükü nedeniyle vatandaşlarını hayat pahalılığına karşı korumakta giderek daha fazla zorlanacağını belirten IMF Başkanı, tansiyonu yükselten şu ifadeleri kullandı: "İnsanların mutsuzluğunun artmasına hazırlıklı olmalıyız. Bu tepkiler yakında sokaklara taşabilir."

Uluslararası Finans Enstitüsü'nün (IIF) raporu da tablonun vehametini gözler önüne seriyor. Verilere göre, zengin ülkelerin kasasından yalnızca faiz ödemeleri için yıllık 3,3 trilyon dolardan fazla para çıkıyor. Bu devasa rakam, küresel çaptaki savunma veya yapay zeka harcamalarının toplamını bile geride bırakıyor.

IMF'NİN TAVSİYELERİ HAVADA KALIYOR

Yıllardır bütçe açıkları ve artan borç riskleri konusunda uyarılarda bulunan IMF'nin sözü, mali destek bekleyen gelişmekte olan ülkeler için adeta bir kanun hükmünde. Ancak iş gelişmiş ekonomilere geldiğinde durum tamamen değişiyor. Son raporlar; ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi devlerin IMF tarafından verilen mali tavsiyelerin yalnızca yüzde 15'ini dikkate aldığını gösteriyor.

Bazı ekonomistler ise felaket senaryolarına mesafeli yaklaşıyor. TS Lombard Genel Müdürü Dario Perkins, yaşananların basit bir enerji ve para politikası sorunu olduğunu savunarak, enerji fiyatlarının dengelenmesiyle enflasyonun ve borç ödeme maliyetlerinin de düşeceğini öngörüyor.

GELİŞEN ÜLKELER GEÇMİŞTEN DERSİNİ ALDI

Gelişmiş ekonomiler krizin eşiğindeyken, gelişmekte olan piyasalar ise geçmişten aldıkları acı derslerle bugün daha sağlam bir duruş sergiliyor. Özellikle 1997'de yine Bangkok'ta başlayan ve Asya'yı sarsan ekonomik buhran, bu ülkelerin daha sıkı bütçe politikaları benimsemesini sağladı. Bloomberg Economics verileri de gelişen piyasaların mevcut çalkantılı döneme geçmişe kıyasla çok daha hazırlıklı girdiğini ve IMF'nin kapısını çalma ihtiyaçlarının azaldığını doğruluyor.

TOPLUMSAL PATLAMA RİSKİ ZİRVEDE

Ekonomik baskıların artması, siyasi ve toplumsal riskleri de beraberinde getiriyor. İstihbarat kuruluşu Verisk Maplecroft'un verilerine göre, tıpkı 1990'ların sonundaki Asya krizinde olduğu gibi bugün de toplumsal huzursuzluk riski en çok gelişmiş ülkelerde tırmanışa geçmiş durumda.

Avrupa son yıllarda toplumsal huzursuzluk endeksinde en büyük bozulmayı yaşarken, onu ABD ve Kanada yakından takip ediyor. Fransa'da yetersiz eğitim bütçesi nedeniyle yüz binlerce kişinin katılımıyla ülke geneline yayılan protestolar, gelişmiş ülkelerin hem ekonomik hem de sosyal cephede ne denli büyük bir sıkışmışlık içinde olduğunun en net kanıtı olarak gösteriliyor.