İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Kuzey Afrika’da yer alan İspanyol toprağı Ceuta’ya binlerce düzensiz göçmenin girmesinin ardından Avrupa genelinde sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Avrupa’nın göç konusunda en esnek politikalarını savunan liderlerinden biri olan Sánchez, yaklaşık 50 bin düzensiz göçmenin bölgeye ulaşmasıyla birlikte Schengen bölgesinin askıya alınması ve sınır kontrollerinin getirilmesi uyarılarıyla sarsıldı.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, kontrolsüz göçün Avrupa ve Danimarka için bir tehdit oluşturduğunu belirterek İspanya ile Schengen iş birliğinin askıya alınması dâhil tüm seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Belarus sınırındaki önlemleri sertleştirdiğini hatırlatarak Schengen’in korunması için İspanya’nın da benzer adımlar atması gerektiğini vurguladı.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise İspanya’dan gelen AB dışı ülke vatandaşlarına sınır kontrolü uygulanacağını açıkladı.
Göç krizine ilişkin endişelerini dile getirenler arasında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump da yer aldı.
SANCHEZ 'SALDIRI' DEDİ
Fas sınırında yer alan Ceuta ve Melilla kentleri, Afrika ile Avrupa arasındaki tek doğrudan kara bağlantısı olma özelliğini taşıyor.
60 bin göçmen, sınırı belirleyen çitleri aşarak veya denizi geçerek AB toprağı kabul edilen kentlere ulaştı.
İspanya hükümeti, kente giren göçmenlerin yaklaşık yarısının halihazırda Fas’a geri gönderildiğini ve kalanların da kısa sürede iade edileceğini bildirdi.
Eleştirilere sosyal medya üzerinden yanıt veren Sánchez; İtalya, Yunanistan ve Batı Balkanlar üzerinden daha fazla yasa dışı giriş olduğunu belirterek, "Dayanışma ve empati isteğe bağlıdır; ancak Avrupa antlaşmalarına ve verilere saygı duymak zorunludur" açıklamasını yaptı.
Olayı İspanya'nın toprak bütünlüğüne yönelik bir "saldırı" olarak niteleyen Sánchez; 1 milyondan fazla düzensiz göçmene çalışma izni sağlama planı, NATO’nun yüzde 5’lik savunma harcaması hedefine uymaması ve Çin ile geliştirdiği ilişkiler nedeniyle hem AB içinde hem de iç siyasette baskı görmeye devam ediyor.