Altın piyasasında uzun yıllardır süregelen ticaret düzeni değişmeye başlıyor. Altın üreten ülkeler, daha fazla değer elde etmek amacıyla yerel rafinerilerini genişletiyor, ihracata vergi getiriyor ve kendi üretimlerini merkez bankalarının rezervlerine yönlendiriyor. Bu eğilim, küresel altın arzının uluslararası piyasalara ulaşan bölümünü azaltabilecek yeni bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Asya ülkelerinde belirginleşen bu yaklaşım, altın piyasasında daha önce ağırlıklı olarak talep tarafında görülen değişimin artık arz tarafına da yayıldığını gösteriyor. Ülkeler, altını yalnızca ihraç edilen bir maden olmaktan çıkarıp stratejik bir rezerv varlığı olarak değerlendirmeye başlıyor.

Üretici ülkeler altınlarını içeride tutuyor

Laos, Endonezya ve Çin bu değişimin öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor. Laos, yerli altının ülkede rafine edilmesi ve rezervlerde daha fazla altın tutulması amacıyla yeni bir yapı oluştururken, Endonezya 2026'dan itibaren altın ihracatına yüzde 15'e kadar vergi uygulamaya hazırlanıyor.

Dünyanın en büyük altın üreticilerinden Çin'de ise ülke dışına altın çıkışı uzun süredir çeşitli kısıtlamalara tabi. Benzer bir eğilim Afrika'da da görülüyor. Madagaskar merkez bankası yerli üretimden altın alarak rezervlerini çeşitlendirmeye çalışırken, Gana da altın kaynaklarından elde edilen gelirin ülke içinde daha fazla kalmasını hedefleyen adımlar atıyor.

Kaynak olarak ekle

Bu gelişmeler, Batılı rafinerilere ulaşan altın arzının zaman içinde daralabileceği endişesini artırıyor. Uzmanlara göre üretici ülkelerin daha fazla altını kendi sınırları içinde tutması, uluslararası piyasadaki arz üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturabilir.

Merkez bankaları altın almaya devam ediyor

Altın piyasasındaki yükselişin en önemli yapısal desteklerinden biri ise merkez bankalarının devam eden alımları.

Doların küresel rezervlerdeki payının gerilemesi ve özellikle Rusya'nın rezervlerinin dondurulmasının ardından ülkelerin rezervlerini çeşitlendirme isteğinin güçlenmesi, altının stratejik önemini artırdı. Altın, herhangi bir ülkenin para politikasına veya başka bir ülkenin finansal sistemine doğrudan bağlı olmayan bir rezerv varlığı olarak öne çıkıyor.

Çin de bu eğilimin en dikkat çekici örneklerinden biri. Çin Merkez Bankası'nın altın rezervleri son yıllarda düzenli olarak yükselirken, ülkenin ABD Hazine tahvillerindeki varlıkları geriliyor.

Çin'in resmi olarak açıkladığı altın alımlarının yanı sıra, özel sektör ve diğer kanallar üzerinden gerçekleşen yüksek ithalat da piyasadaki talebin güçlü kaldığına işaret ediyor.

Goldman Sachs'a göre merkez bankalarının aylık altın alımlarının uzun vadede yaklaşık 91 ton seviyesinde seyretmesi bekleniyor. Banka, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesinin altın fiyatlarındaki yükselişin temel yapısal itici gücü olmaya devam ettiğini belirtiyor.

Goldman Sachs 2027 sonu tahminini koruyor

Goldman Sachs, altın için 2027 sonu fiyat tahminini ons başına 5.400 dolar seviyesinde tutuyor. Bankaya göre merkez bankalarının rezervlerini çeşitlendirmeye devam etmesi, bu yükseliş beklentisinin neredeyse tamamını açıklıyor.

Üretici ülkelerin de kendi madenlerinden çıkan altını daha fazla ellerinde tutmaya başlaması ise bu tabloya yeni bir boyut ekliyor. Çünkü merkez bankalarının talebi artarken uluslararası piyasaya ulaşan arzın azalması, fiyat üzerinde ek bir yukarı yönlü baskı yaratabilir.

Bu nedenle altın piyasasındaki hikâye artık yalnızca "kim ne kadar altın satın alıyor?" sorusundan ibaret değil. "Kim ürettiği altını piyasaya sunmuyor?" sorusu da giderek önem kazanıyor.

Kısa vadede faiz baskısı devam ediyor

Altının önünde kısa vadeli önemli bir engel bulunuyor: yüksek faiz oranları.

Faizlerin yüksek kalması, yatırımcının faiz getirisi elde eden varlıklara yönelmesini kolaylaştırırken, faiz getirisi sağlamayan altının fırsat maliyetini artırıyor. Bu nedenle altın fiyatında dönemsel sert düşüşler yaşanabiliyor.

Altın, yıl içinde 5.500 doların üzerinde rekor seviyeyi gördükten sonra yeniden geriledi. Eylül sonunda 4.100 dolar seviyelerine kadar düşen fiyat, yaz sonundaki zirvesinin yaklaşık yüzde 12 altında işlem gördü.

Goldman Sachs da kısa vadeli beklentisini aşağı yönlü revize ederek 2026 sonu tahminini 4.900 dolardan 4.650 dolara çekti. Buna karşın banka, uzun vadeli görünümün güçlü kalmaya devam ettiğini belirtiyor.

Altında yeni denklem

Altın piyasasında kısa vadeli hareketleri faizler ve dolar belirlemeye devam edecek gibi görünüyor, ancak uzun vadede tablo daha farklı bir yöne işaret ediyor.

Bir yanda merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirmek için altın almaya devam ediyor. Diğer yanda altın üreten ülkeler, kendi kaynaklarından çıkan metali daha fazla ülkelerinde tutmaya çalışıyor. Bu iki eğilimin aynı anda güçlenmesi, küresel piyasaya ulaşan altın miktarını sınırlayabilir.

Bu nedenle altın fiyatları açısından önümüzdeki dönemin en önemli sorularından biri yalnızca merkez bankalarının ne kadar altın alacağı değil, üretici ülkelerin çıkardıkları altının ne kadarını uluslararası piyasaya göndereceği olacak.

Kısa vadede faizlerin baskısı altın üzerinde etkili olmaya devam etse de, doların rezerv para konumunun zayıflaması, yaptırım riskleri ve altın arzının giderek daha fazla ülke tarafından içeride tutulması, uzun vadede değerli metal için güçlü bir destek oluşturabilir.