15 Ekim 1927... Ankara... Cumhuriyet Halk Partisi’nin İkinci Büyük Kurultayı... Kürsüde, 46 yaşında bir adam... Sekiz yıl önce, Samsun’a çıktığında ne güçlü bir ordusu vardı ne de parası... Yalnızca umudu ve inancı vardı. O umut ve inançla bir Kurtuluş Savaşı kazanıldı, bağımsız bir devlet ve bir Cumhuriyet kuruldu. Şimdi, kazandığı zaferlerin ardından milletinin karşısındaydı. Yaptıklarının hesabını vermek için... Çünkü O, millete hesap vermeyi bir tercih değil, yönetenlerin tarihi sorumluluğu sayıyordu. ★★★ Nutuk’un yazıldığı günler... 1927 yılının ilk ayları... Çankaya Köşkü’nde geceler sabaha karışıyordu. Mustafa Kemal, binlerce sayfalık belgeyi inceliyor, telgrafları karşılaştırıyor, Millî Mücadele’nin acı dolu günlerini yeniden yaşıyordu. Bazen, 20-30 saat aralıksız çalışıyordu. Kâtipler yoruluyor, yerlerine yenileri geliyordu. Anılarda, yorgunluktan baygınlık geçiren kâtiplerden söz edilir. Ama o çalışmayı sürdürüyordu. Geceler boyu uykusuzluk... Yorgunluk... Ve sonunda göğsünde ve sol kolunda şiddetli ağrılar... Doktorların uyarısıyla çalışmalarına ara vermek zorunda kalır. Çünkü biliyordu... Bir milletin, bağımsızlığını hangi bedellerle kazandığını unutmaması da önemliydi. Nutuk’u ömründen, uykusundan, sağlığından vererek hazırladı. ★★★ 15 Ekim 1927 Cumartesi günü... Kürsüye çıktı. “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş...” sözleriyle başladı. Altı gün boyunca, günde 6 saat, toplam 36 saat 33 dakika konuştu. Nutuk, yabancı kaynaklarda “Six Day Speech” (Altı Günlük Konuşma) olarak da anılır.... Bir milletin ölüm kalım mücadelesini anlattı. İşgali... Yoksulluğu... Nankörlüğü... İhaneti... Ve bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu... ★★★ Nutuk, yalnızca bir tarih kitabı değildi. Bir milletin bağımsızlığının hangi bedellerle kazanıldığının belgesiydi. Aynı zamanda bir hesaplaşmaydı. Atatürk, sadece Millî Mücadele’ye karşı çıkanları değil, omuz omuza savaştığı arkadaşlarının tutumlarını da eleştiriyordu. Aynı cephede savaşmışlardı. Ama Cumhuriyet yolculuğunda yolları ayrılmıştı. ★★★ 20 Ekim 1927... Nutuk’un son günü... Mustafa Kemal, altı gündür konuşuyordu. Ve o tarihî sözleri söyledi: “Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.” Ardından: “Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Ve Gençliğe Hitabe’yi okumaya başladı. “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” ★★★ O an... Bir imparatorluğun yıkılışını görmüş... Savaş meydanlarında ölümle yüzleşmiş... Bir milletin kaderini değiştiren adamın sesi titredi. Duygulandı... Gözlerinden yaşlar süzüldü... Çünkü o satırlarda yalnızca geçmişin acıları değil, geleceğin kaygıları da vardı. En büyük eseri Cumhuriyet’i emanet ediyordu. Ve şu sözlerle bitirdi: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” ★★★ 99 yıl sonra, 2026 Türkiye’si... Geleceğinden kaygı duyan gençler... Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin gün geçtikçe aşındığı bir dönem... Bir de Atatürk’ün kurduğu parti... Kökleri Sivas Kongresi’ne uzanan... Altı Ok’u, Cumhuriyet’in temel ilkeleri olarak siyasi kimliğine dönüştüren parti... Peki bugün? İç çekişmelerin ve meşruiyet tartışmalarının gölgesinde kalan... Butlan CHP’si... Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak, onun adını kullanmak değil, onun ilkelerinin gereğini yerine getirmektir. ★★★ Atatürk’ün gerçek vasiyeti... Ne makamdır ne koltuk... Ne parti binasıdır ne de banka hisseleri... Onun mirası, bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ve bu mirasın gelecek kuşaklara emanet edildiği tarihî metin, Gençliğe Hitabe’dir. Atatürk, Cumhuriyet’i Türk gençliğine emanet eder. ★★★ Ve bugün... Nutuk’un okunmasının üzerinden 99 yıl geçti. Cumhuriyet, tüm saldırılara rağmen hâlâ ayakta. Cumhuriyet’in tüm nimetlerinden yararlanıp, kurucu değerleri küçümseyenlere rağmen... Atatürk’ün adını dillerinden düşürmeyip, devrimlerine sırt çevirenlere rağmen... Şehitlerin kanıyla, anaların gözyaşıyla, bir milletin tarifsiz fedakârlıklarıyla kurtarılmış vatana nankörlük edenlere rağmen... ★★★ Mustafa Kemal Nutuk’ta, milleti gerçekçi olmayan emeller peşinde felakete sürükleyen yöneticilere karşı uyarır: “Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve yükselmesine çalışmak, milleti gereksiz emeller peşinde koşturmamak.” Nutuk, “Türk hitabet sanatının erişilmesi en güç ve en güzel örneklerinden biridir.” Atatürk’ün sözleriyle: “Bu Nutuk, benim Türk milletime mirasımdır...” ★★★ Şimdi tarih, 99 yıl sonra şu soruyu soruyor: Atatürk, bu milleti kurtardı... Peki, bu millet Atatürk’ün emanetini ne yaptı?