Frankfurt Senckenberg Araştırma Enstitüsü'nden bilim insanları, Pasifik Okyanusu'nun 5.500 metre derinliğinde, beslenmek için kelimenin tam anlamıyla "demirden bir dil" kullanan yepyeni bir canlı türü keşfetti.

Japonya açıklarındaki Izu-Ogasawara Çukuru'nun 5,2 kilometre derinliğinde, batmış bir tahta parçasına tutunmuş halde bulunan bu yeni tür, gezegenimizin en zorlu koşullarında yaşamın nasıl sıra dışı adaptasyonlar geliştirebileceğinin en somut kanıtı oldu. 

Dr. Julia Sigwart liderliğindeki ekip, bu küçük zırhlı yumuşakçanın (kiton) hayatta kalmak için demir mineralleriyle kaplı bir beslenme mekanizması geliştirdiğini doğruladı.

Bu canlının anatomisi ve yaşam tarzı, derin denizlerdeki besin kıtlığına karşı verilmiş kusursuz bir evrimsel cevaptır:

DİŞLERİ DEMİR MİNERALLERİYLE SERTLEŞTİ

Hayvanın en çarpıcı özelliği, beslenmek için kullandığı şerit şeklindeki dilidir (radula). Yüzeylerdeki ince organik filmleri kazıyarak beslenen bu canlının diş uçları, sürekli sürtünmeden dolayı aşınmamaları için demir mineralleriyle sertleştirilmiştir. Dişler köreldikçe, tıpkı bir zımpara kağıdı rulosu gibi arkadan yeni ve keskin dişler öne doğru kayar.

Vücudu, tek parça bir kabuk yerine birbiri üzerine binen sekiz ayrı plakadan oluşur. Bu yapı, hem engebeli yüzeylerde esnek bir şekilde sürünmesini hem de devasa su basıncına ve okyanus akıntılarına karşı yüzeye vakum gibi yapışarak korunmasını sağlar.

Güneş ışığının ulaşmadığı bu zifiri karanlık ortamda yaşam, yüzeyden düşen atıklara bağlıdır. Batan bir ağaç kütüğü, deniz tabanında aniden bir "vaha" yaratır.

Bakteriler ve mantarlar odunu çürütürken, demir dilli yumuşakça gibi canlılar bu yüzeyi kazıyarak beslenir. Solucanlar ise bu yumuşakçaların bıraktığı atıkları tüketerek ekosistemi tamamlar, ancak kütük tamamen çürüdüğünde bu mikro-yaşam alanı yok olur; bu da okyanus tabanındaki yaşamın ne kadar kırılgan ve göçebe olduğunu gösterir.

DERİN DENİZ MADENCİLİĞİ TEHDİDİ

Bu keşif sadece biyolojik bir mucize değil, aynı zamanda bilimsel süreçlerin hızlanması ve okyanusların korunması adına da bir milat niteliği taşıyor.

Genelde yeni toplanan türlerin tanımlanıp resmi olarak isimlendirilmesi 20 yılı bulabilirken, ekip Ferreiraella populi için bu süreci iki yılda tamamladı. 

Türün adı ("populi"), 8.000'den fazla halk başvurusunun değerlendirildiği bir yarışmayla seçildi ve "derin okyanusun tüm insanlığa (halka) ait olduğu" mesajını verdi.

Derin deniz tabanından metal çıkarmayı hedefleyen endüstriyel madencilik, bu hassas ekosistemler için en büyük tehdit. Çoğu şirket ve devlet, kazı yapacakları bölgede hangi türlerin yaşadığını bile bilmiyor. Bu tür hızlı keşifler ve genetik barkodlamalar, deniz tabanı geri dönülmez şekilde tahrip edilmeden önce yaşamı kayıt altına almak için hayati önem taşıyor.