Ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu bilmemize rağmen, bu konu birçoğumuzda derin bir kaygı uyandırıyor. Öyle ki, yapılan araştırmalar insanların yaklaşık %10'unun "ölüm kaygısı" (tanatofobi) adı verilen yoğun bir korkuyla yaşadığını gösteriyor. Yaşlanma karşıtı ürünler, uzun yaşam stratejileri ve devasa bir sağlık sektörü tam da bu korkunun üzerine inşa ediliyor.
ABD'de 16 yıldır palyatif bakım (hospis) hemşiresi olarak çalışan ve "Nothing to Fear: Demystifying Death to Live More Fully" (Korkacak Bir Şey Yok) kitabının yazarı Julie McFadden, ölüm sürecini doğallaştırarak insanlardaki bu korkuyu yenmeye çalışıyor.
Sosyal medyada milyonlarca takipçisi bulunan "Nurse Julie", insanların vefat etmeden hemen önce sergilediği davranışları ve son 24 saatte yaşanan biyolojik değişimleri tüm detaylarıyla anlattı.
Vücudun ölümden önce verdiği 3 belirti
Hastanın son 24 saatine girildiğini gösteren ve aileler için izlemesi zor ancak biyolojik olarak son derece doğal olan 3 temel değişim şunlar:
1. "Ölüm hırıltısı" (Death Rattle)
Hastanın hayatının son gününde boğazından gelen hırıltılı ses, aileleri korkutsa da tamamen doğal bir sürecin parçasıdır. Vücut reflex olarak yutkunma ve öksürme yeteneğini kaybettiğinde, soluk borusunda tükürük ve balgam birikmeye başlar. Alınan havanın bu sıvı birikintisinden geçmesiyle oluşan ses "ölüm hırıltısı" olarak adlandırılır.
2. Derinleşen ve kesik kesik solunum (Agonal Solunum)
Ölüme yaklaştıkça solunum ritmi değişir. Nefesler arasında birkaç saniyelik uzun duraksamalar yaşanabilir; bu durum yakınlarına hastanın nefes almayı bıraktığını düşündürebilir.
Hemen ardından ise beyin son oksijen kırıntılarını çekebilmek için refleks olarak "agonal solunum" adı verilen panik benzeri derin nefes alma çabasına girer. Bilim insanları ve McFadden, bu süreçte beynin hücresel düzeyde çalıştığını ancak hastanın hiçbir şekilde acı hissetmediğini önemle vurguluyor.
3. "Ölüm bakışı" (The Death Stare)
İsmi korkutucu gelse de hemşire McFadden'a göre bu bakış, hasta yakınları için en huzur verici anlardan biridir. Hastanın gözleri ve ağzı açık olabilir, tıbbi olarak hayattadır ancak bilinci tamamen kapalıdır. Gözler tek bir noktaya odaklanmamış, buzlu bir cam gibi görünür. Hastayı bu aşamada uyandırmak imkansızdır; ancak bilimsel verilere göre hastalar bilinçsiz olsalar bile etraftakileri duymaya ve onların varlığını hissetmeye devam ederler.
Her ölüm yolculuğu biriciktir
Hemşire McFadden, bu belirtilerin genel gözlemler olduğunu, her insanın ölümü deneyimleme şeklinin farklılık gösterebileceğini hatırlatıyor. Kimi hastalar yavaş ve kademeli bir şekilde veda ederken, kimileri aniden hayata gözlerini yumabiliyor. Ancak sürecin biyolojik detaylarını bilmek, sevdiklerimizin son anlarında yaşanan kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor.