Leeds City Transport’ta görev yapan veznedar James Edwards, otobüs ve tramvay şoförlerinden toplanan ücretleri saymakla sorumluydu.

Edwards, sahte ya da yabancı paralarla karşılaştığında bunları eve götürerek torunu Peter’a veriyordu.

Peter Edwards, 9 Mart tarihli açıklamada, kendisinin ve dedesinin koleksiyoncu olmadığını ancak paraların kökeni ve üzerindeki tasvirlerden büyük etkilenerek onları birer hazine gibi gördüğünü söyledi.

2 BİN YILLIK HAZİNE

Peter Edwards’ın dikkatini özellikle çeken bir sikke üzerine yaptığı araştırma, paranın günümüz İspanya’sının Endülüs bölgesinde bulunan ve bugün Cádiz olarak bilinen Gadir adlı Fenike yerleşiminde basıldığını ortaya koydu. Sikkenin milattan önce birinci yüzyılda üretildiği ve yaklaşık 2 bin yıllık olduğu belirlendi.

Tarihi kayıtlara göre Gadir, Fenikeliler tarafından Batı Avrupa’daki en erken kolonilerden biri olarak milattan önce 12. yüzyılda kuruldu.

Kent, milattan önce üçüncü yüzyılın başlarında Birinci Pön Savaşı’nın ardından Kartaca’nın kontrolüne geçti ve bir asırdan kısa süre sonra Roma yönetimine girdi.

İNGİLTERE'YE NASIL GELDİĞİ BİLİNMİYOR

Bronz sikkenin ön yüzünde, Gadir, Kartaca ve Sur kentlerinin baş tanrısı olan Melqart’ın Herkül’ü simgeleyen aslan derisi başlığıyla tasviri bulunuyor.

Arka yüzünde ise Gadir’de balıkçılığın önemine gönderme yaptığı düşünülen iki mavi yüzgeçli orkinos figürü yer alıyor.

Sikkenin Leeds’e nasıl ulaştığı kesin olarak bilinmiyor. Peter Edwards, bunun savaş sonrası döneme denk geldiğini belirterek askerlerin görev yaptıkları ülkelerden getirdikleri paralar aracılığıyla İngiltere’ye ulaşmış olabileceğini düşündüğünü ifade etti. Ancak bu ihtimal kesinlik taşımıyor ve paranın yolculuğu bir gizem olarak kalmaya devam ediyor.

MÜZEYE BAĞIŞLADI

Edwards, söz konusu tarihi parayı uzmanlar tarafından incelenmesi amacıyla Leeds Museums and Galleries’e bağışladı. Müzenin arkeoloji ve nümismatik küratörü Kat Baxter, yapılan açıklamada sikkenin yaklaşık 2 bin yıllık olduğunu ve Gadir’de basıldığını doğruladı.

Leeds Belediye Meclisi Üyesi Salma Arif ise müzelerin yalnızca objeleri korumakla kalmadığını, bu tür hikayeler aracılığıyla ziyaretçilere tarihin beklenmedik yerlerde karşımıza çıkabileceğini gösterdiğini söyledi.