İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Amerikan üslerine yönelik saldırılarıyla eş zamanlı başlayan yoğun yağışlar, komplo teorilerini de beraberinde getirdi. Özellikle dijital platformlarda yayılan "bulut tohumlama yoluyla yağmurlar çalınıyor" iddiaları üzerine Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, konuya bilimsel bir açıklık getirdi.

EN FAZLA 100 KİLOMETRELİK ALANI ETKİLER

Bulut tohumlama teknolojisinin sanıldığı gibi devasa hava sistemlerini kontrol etme gücüne sahip olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Şen, bu yöntemin sınırlarını şu sözlerle çizdi:

"Bulut tohumlama dünya genelinde bilinen bir yöntemdir. Ancak bu işlem, mevcut yağış potansiyelini sadece yüzde 15-20 oranında artırabilir ve en fazla 100 kilometrelik lokal bir alanı etkiler. Bir ülkenin yağmurunu başka bir coğrafyaya kaydırmak ya da kıtalararası sistemlere müdahale etmek bilimsel olarak mümkün değildir."

DOĞUDAN DEĞİL BATIDAN GELİYOR

Türkiye üzerindeki hava hareketlerinin yönüne dikkat çeken Şen, "yağmur hırsızlığı" iddialarının meteorolojik gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Türkiye’ye yağış getiren sistemlerin güney ya da doğu komşularından gelmediğini hatırlatan Şen, sistemlerin ana rotasının Akdeniz ve Kuzey hattı olduğunu ifade etti.

ARTIŞIN GERÇEK KAYNAĞINI AÇIKLADI

Son dönemde baraj doluluk oranlarındaki sevindirici artışın nedenini okyanus üzerindeki basınç değişikliklerine bağlayan Prof. Dr. Orhan Şen, süreci şöyle özetledi:

"2025 yılı sonundan itibaren Kuzey Atlantik’teki yüksek basınç zayıfladı. Bu durum, okyanus üzerinden gelen yağışlı sistemlerin doğrudan Güney Avrupa ve Türkiye üzerine yönelmesine yol açtı. Ege, Akdeniz, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin aldığı bol yağışın tek sebebi bu doğal hava akışıdır. Bu durumun bölgedeki savaşlarla veya yapay müdahalelerle hiçbir ilgisi yoktur."

KOMPLOLARA BİLİM FRENİ

Analistler ve bilim insanları, kriz dönemlerinde artan dezenformasyona karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Şen’in açıklamaları, meteorolojik olayların askeri gerilimlerden bağımsız, küresel iklim dinamikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.