Kuzey Amerika'ya özgü rakunlar, Almanya'da istilacı bir türe dönüşerek hızla yayılıyor. Sayıları milyonları bulan rakunlar, Hollanda sınırını da aşmış durumda. Tombul ve sevimli görünümleriyle dikkat çeken bu hayvanlar, şehirlerde evlere ve yapılara zarar verirken, yerel ekosistem üzerinde de baskı oluşturuyor.

Gözlerinin çevresindeki siyah halkalar nedeniyle "maskeli hırsız" olarak da anılan rakunlar, özellikle Almanya'nın bazı bölgelerinde günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

ALMANYA'DAKİ RAKUN İSTİLASI NASIL BAŞLADI? 

Rakunların Almanya'daki hikâyesi 1930'lu yıllara uzanıyor. 1934 yılında ormancılık yetkilileri, yerel yaban hayatının çeşitliliğini artırmak amacıyla Kassel yakınlarındaki Edersee Gölü'ne 2 çift rakun bıraktı.

II. Dünya Savaşı sırasında ise Berlin'deki kürk çiftliklerinden çok sayıda rakunun, bombalamaların ardından kaçması popülasyonun daha geniş bir bölgeye yayılmasına katkıda bulundu.

Rakunların Almanya'ya yerleşmesi uzun süre yüksek rütbeli Nazi komutanı Hermann Göring'in adıyla ilişkilendirildi. Göring'in rakunların doğaya bırakılması emrini verdiği yönünde bir anlatı yıllarca gündemde kaldı.

Arşiv araştırmaları bu hikâyenin gerçeği tam olarak yansıtmadığını ortaya koydu. Orman Bürosu'nun eski başkanı Eberhard Leicht, döneme ait belgeleri inceleyerek kararın Prusya avcılık bürosu içinde yürütülen sıradan bir idari süreç olduğunu belirledi.

Kaynak olarak ekle

Leicht, "Göring gibi bir politikacının bu kararda herhangi bir etkisi olduğuna dair hiçbir gösterge yok. Dosyalar, tüm sürecin genel bir idari mesele olduğunu açıkça gösteriyor" dedi.

Rakunların Almanya'daki yayılımı da yalnızca Edersee ve Berlin'deki popülasyonlarla sınırlı kalmadı. Zooloji küratörü Alain Franz'ın Almanya genelinde 400'den fazla rakunun DNA'sını incelemesi, Saksonya ve Harz Dağları gibi farklı bölgelerde de birbirinden bağımsız popülasyonların bulunduğunu ortaya koydu.

Farklı bölgelerden gelen bu genetik çeşitlilik, rakunların yeni çevrelere uyum sağlamasını kolaylaştırırken akraba çiftleşmesinin de önüne geçti. Rakun popülasyonu 1990 ile 2018 arasında yaklaşık yüzde 300 oranında arttı.

KASSEL "AVRUPA'NIN RAKUN BAŞKENTİ" OLDU

Rakun istilasının en belirgin görüldüğü yerlerden biri Kassel. Kentte yaklaşık 30 bin rakunun yaşadığı tahmin ediliyor. Bu nedenle Kassel, "Avrupa'nın Rakun Başkenti" olarak anılıyor.

Şehir yaşamına son derece iyi uyum sağlayan rakunlar; bacaları, çatı katlarını, garajları ve diğer kapalı alanları kendilerine yaşam alanı olarak seçiyor.

Kent sakinleri geceleri sokaklarda dolaşan, çöpleri karıştıran ve bahçelerdeki meyve ağaçlarına tırmanan rakunlarla sık sık karşılaşıyor. Üstelik hayvanlar insanlardan da eskisi kadar çekinmiyor.

Rakunların neden olduğu sorunlar yalnızca çöplerin dağıtılmasıyla sınırlı değil. Hayvanlar yuva yapmak için çatılara ve yalıtım malzemelerine girerek ciddi hasara yol açabiliyor.

Almanya'da profesyonel rakun avcısı olarak çalışan Frank Becker, bazı evlerde hasarın onarım maliyetinin yüzlerce euroya çıkıyor. 

Becker, "Bunlar haşere. Çatı katlarının tamamen tahrip olduğunu ve bıraktıkları hasar nedeniyle bir evin tamamen yıkılması gerektiğini gördüm" dedi.

Rakunlarla ilgili tartışmalar zaman zaman hayvanların öldürülmesiyle sonuçlanan olaylarla da gündeme geliyor. Daha önce Erfurt'taki Noel pazarında sarhoş halde bulunan bir rakunun yetkililer tarafından vurularak öldürülmesi, hayvanseverlerin tepkisine neden olmuştu.

EKOSİSTEM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ TARTIŞIYOR

Rakunların oluşturduğu en önemli endişelerden biri ise yerel yaban hayatı üzerindeki etkileri.

Rakunlar amfibiler, kuş yumurtaları ve çeşitli küçük hayvanlarla beslenebiliyor. Doğa Koruma Ajansı'ndan biyolog Andreas Opitz, rakunların zehirli türleri bile avlayabildiğine dikkat çekiyor.

Opitz, sarı karınlı kurbağaların zehirli derisine rağmen rakunların deriyi yüzerek yalnızca iç kısmını tüketebildiğini belirtiyor. "Göletlerin kenarında sık sık rakun ayak izleriyle birlikte kurbağa derisi yığınları buluyoruz" diyor.

Ancak tüm bilim insanları rakunların oluşturduğu tehdidin aynı ölçüde büyük olduğu görüşünde değil.

Müritz Milli Parkı'nda on yılı aşkın süredir rakunları inceleyen Thünen Enstitüsü'nden yaban hayatı ekolojisti Berit Michler, rakunların genellikle kolay ulaşabildikleri ve sayıca bol olan avları tercih ettiğini belirtiyor.

Michler'e göre rakunların doğadaki etkileri her bölgede aynı olmayabilir ve türün oluşturduğu tehdit bazı durumlarda abartılıyor olabilir.

RAKUNLAR HOLLANDA'YA YAYILDI 

Almanya'daki rakun popülasyonu büyürken hayvanlar artık sınırları da aşmaya başladı.

Rakunlar Hollanda'nın Limburg eyaletine kadar yayıldı. Bölgede şu anda yaklaşık 100 ila 200 rakun bulunduğu tahmin ediliyor.

Bu sayı Almanya'daki milyonlarca rakunun yanında küçük görünse de Hollandalı yetkililer erken önlem alınmaması halinde durumun kontrol edilmesinin giderek zorlaşmasından endişe ediyor.

Limburg İl Konseyi üyesi Leon Fassen, Almanya'daki rakun sayısının 1,5 milyonu aştığını belirterek, "Biz de hiçbir şey yapmadan zamanın geçmesine izin verirsek benzer bir kriz yaşanacak" dedi.

Limburg yönetimi bu nedenle istilayla mücadele için 2030 yılına kadar 287 milyon pesodan fazla bütçe ayırdı. Plan kapsamında rakunların görülmesi halinde ihbar hattına bildirilmesi, profesyonel avcıların görevlendirilmesi ve hayvanların 2027 yılına kadar bölgeden tamamen çıkarılması hedefleniyor.

Ayrıca rakunların Almanya ve Belçika üzerinden Hollanda'ya geçişinin engellenmesi için de önlemler alınması planlanıyor.

YÜZ BİNLERCE RAKUN AVLANMASINA RAĞMEN SAYI AZALMIYOR 

Almanya'da rakun avına yılın büyük bölümünde izin veriliyor. Yalnızca 2021-2022 yılları arasında 200 binden fazla rakun avlanarak öldürüldü.

Ancak bu yüksek sayıya rağmen rakunların genel popülasyonu düşmedi. Bunun en önemli nedenlerinden birinin, rakunların avlanma baskısına hızlı üremeyle karşılık vermesi olduğu belirtiliyor.

Alman Avcılık Birliği sözcüsü Torsten Reinwald, et ve kürklerinin önemli bir ekonomik değer taşımamasına rağmen rakunların yerel yaban hayatı üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla avlanmaya devam edilmesi gerektiğini savunuyor.

Ancak bu yaklaşım hayvan hakları savunucuları ve bazı uzmanlar tarafından eleştiriliyor.

İTLAF YERİNE KISIRLAŞTIRMA ÖNERİSİ 

Veteriner hekim ve Hauptsache Waschbär derneğinin kurucusu Dr. Matilda Leininger, rakunların öldürülmesi yerine yakalanarak kısırlaştırılmasını savunuyor.

Leininger'e göre rakunların kısırlaştırıldıktan sonra doğal yaşam alanlarına geri bırakılması, popülasyonu uzun vadede kontrol altına almak için daha insancıl ve sürdürülebilir bir yöntem olabilir.

Ancak bu yöntemin uygulanmasının önünde de ciddi bürokratik engeller bulunuyor.

Berlin'de gerçekleştirilen bir rakun kısırlaştırma projesine, gerekli belgelerin eksik olması ve tanınmış bir araştırma enstitüsünden alınması gereken sertifikanın bulunmaması nedeniyle izin verilmedi.

CDU'lu Senatör Eute Bond, projenin ayrıntılarının yeterince açıklanmadığını ve başvurunun bu nedenle iptal edildiğini belirtti. Olay, istilacı türlerle mücadelede yasal düzenlemelerin ne kadar karmaşık olabildiğini de ortaya koydu.

ALMANYA RAKUNLARLA YAŞAMAYI ÖĞRENMEK ZORUNDA

Rakunlar konusunda Almanya'daki kamuoyu da ikiye bölünmüş durumda.

Bir kesim onları zeki, sevimli ve ilginç hayvanlar olarak görüyor. Bazı kişiler rakunları gizlice besliyor ve Almanca "Waschbär" kelimesinden türetilen "Waschi" gibi sevimli lakaplar kullanıyor.

Diğer kesim ise rakunları gürültü çıkaran, yapılara zarar veren ve yerel hayvanlar üzerinde baskı oluşturan istilacı bir tür olarak görüyor.

Uzmanların büyük bölümü ise artık başka bir gerçeğin kabul edilmesi gerektiğini düşünüyor: Rakunlar Avrupa'nın kalıcı bir parçası haline geldi ve onları tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi görünmüyor.

Yaban hayatı uzmanı Carolyn Weh'e göre bundan sonraki en önemli hedef, rakunlarla kontrollü bir şekilde birlikte yaşamayı öğrenmek.

Weh, insanların rakunlardan daha akıllı davranması gerektiğini belirterek hem insanların mülklerini koruyabileceği hem de rakun popülasyonunun dengede tutulabileceği bir yaklaşımın mümkün olduğunu savunuyor.