“Ben bu ülkede sadece gazetecilik yapmak istiyorum. Bugüne kadar gazetecilik dışında hiçbir şey yapmadım. Söyleyeceklerim bundan ibarettir, suçlamaları kabul etmiyorum.” Bu, meslektaşımız İsmail Arı’nın Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği ifadenin son cümleleriydi. 30 yaşındaki meslektaşımız o gün tutuklandı. Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, Murat Ağırel arka arkaya cezaevine gönderildi. İsmail Saymaz’ın ayağına elektronik kelepçe takıldı. Televizyonlara kayyum atandı, siteler kapatıldı, erişim engelleri de, gazetecilerle ilgili soruşturmalar da arttı. Gazeteciler bu kez haber için değil, habercilik yapmalarına nasıl engel olunduğunu ortaya koymak için sahada olacak. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Kocaeli ve Van’da yürüyüş, bazı illerde basın açıklamaları yapılacak. Gazeteciler, Halk TV ve Tele-1 gibi önemli kitlesel kanallara kayyum atamalarına, gazeteci tutuklamalarına, sayısı binleri bulan erişim yasaklarına, T24 gibi önde gelen sitelerin kapatılmasına, sansüre, otosansüre, baskılara ses yükseltecek. ÇGD: GAZETECİLERİN YANINDA OLUN Türkiye Gazeteciler Sendikası, DİSK Basın-İş, Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve tüm şubeleri, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Parlamento, Ekonomi, Diplomasi Muhabirleri , Dicle Fırat Gazetecileri Dernekleri, Güneydoğu ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri, Haber-Sen’in ortak kararıyla basın meslek örgütleri bugün sahalarda olacak. Yalnız onlar değil, basınına sahip çıkanlar da yalnız bırakmayacaktır. Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Kıvanç El, “Ülkemizde gazeteciler ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz’ diyor. Hiç görülmemiş biçimde gazeteci düşmanlaştırma süreci yaşanıyor. Buna karşı elbette gazeteciler ses yükseltiyor. Ancak gazeteciler yalnız bırakılmaktan da çok yoruldu. Gazeteci susarsa halkın haber alma hakkı da ortadan kalkar. Gazetecilerin kamu çıkarı adına halkın sesi olması isteniyorsa halk da gazetecilerin yanında durmalı, desteğini vermeli. Bu sadece eyleme gelerek değil, kurumlara destek olarak, okuyucu inisiyatifleri kurup o kurumlara sahip çıkarak olmak zorunda” diyor. Baskının boyutu öyle artmış olacak ki, Güneydoğu’da gazetecilik yapan meslektaşımız eleştirilerini sıraladıktan sonra, adının yazılmasını istemedi. Onu anlayışla karşılıyorum. Söylediklerini de aktarıyorum: SONUNDA DEMOKRASİ SUSAR “Özgürlüğünü kaybetmiş bir medya düzeni var. Yerelde güçlü olan partilerin gölgesinde, onların çizgisinde hatta zaman zaman onların talimatıyla konuşan ve yayın yapan bir medya anlayışı giderek büyüyor. Öyle bir noktaya geldik ki, haber değeri taşıyan bir olay bile sırf birilerini rahatsız eder korkusuyla yazılamıyor. Yerelden ulusala uzanan bu zincirin her halkasında aynı sorun var: Özgür olmayan, baskı altında çalışan ve kendisine verileni yazmak zorunda bırakılan bir medya. Gazeteci neyi yazacağını değil, neyi yazamayacağını düşünür hale geliyor. En tehlikelisi de şu: ‘Ya dediğimizi yazarsın ya da susarsın.’ Bugün medyaya dayatılan anlayış tam olarak bu. Yereldeki siyasi güç odaklarından ekonomik baskılara kadar uzanan bir kuşatma... Oysa gazetecilik, güçlü olanın söylediklerini tekrar etmek değildir. Gazetecilik; soru sormaktır, itiraz etmektir, herkes susarken gerçeği söyleyebilmektir. Çünkü medya sustuğunda yalnızca gazeteciler susmaz. Toplumun haber alma hakkı susarsa, gerçekler susar ve en sonunda demokrasi susar.” NASIL BİR SINAV VERDİ? Kayseri Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı Recep Bulut, “25 yıllık AKP iktidarında yasama ve yürütmenin iç içe geçmesinin kuvvetler ayrımını da içinden çıkılmaz hale getirdiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Benzer durumda medya sektöründe yaşanıyor. Gazete ve televizyon patronlarının kim olduğu bile tam olarak bilinmeyen bir süreçte iktidarı her koşulda destekleyen bir ‘havuz medyası’ kavramı ile iktidara muhalif bir siyasi akımı ölümüne destekleyen bir de ‘muhalif medya’ kavramı ortaya çıktı. Hal böyle olunca ne ‘Havuz medyası’ ne de ‘Muhalif medya’ kavramı dışında yerel, ulusal ve evrensel basın kurallarına tabi bir medya yapısını yaratmak, korumak ve yaşatmak olanaksız hale geldi.” ETİK KURALLAR KALKTI Özellikle her iki medya içinde, reklam ve ilan gelirleri dışında “Yandaş” kaynaklı desteğe umut bağlayan medya bağımsızlığını da desteklediği kaynağa teslim etmek zorunda kalıyor. Onun düşüncesi, düşüncesi oldu, onun olaylara bakışı, bakış tarzı oldu... Haberin etik kuralları ortadan kalktı. Yaygın medya böyleyken yerel medyada pekâlâ yaygın medyadan ayrı düşemez. Hatta daha da geriye düştü. Recep Bulut, içinde bulunan durumu şöyle anlatıyor: “Türkiye’deki temel sorun da şüphesiz reklam ve ilan geliri ile ‘öz sermayesinden’ kaynaklı güçlü bir sermaye yapısının olmaması, kırılgan bir sermaye birikimine sahip olması bağımsız duruşun önündeki en büyük engel. İktidarın gücü hem hükümet hem de yerel yönetimler düzeyinde daha edilgen ve teslimiyetçi bir görüntü sergiledi. Yerel gazete ve televizyonlar adeta belediye bültenine döndü. Gazete manşetlerini, belediye başkanlarının açılış, temel atma ya da diğer sosyal etkinliklerini süsler oldu. ELEŞTİRİLEMEZ, SORGULANAMAZ Belediye başkanları adeta yerel derebeyi konumuna geldi. Eleştirilemez, sorgulanamaz ve haklarındaki yolsuzluk iddiaları dile getirilemez oldu. Birçok ulusal ve yerel gazetenin Basın İlan Kurumu tarafından dağıtılan resmi ilanları kesildiği an ertesi gün yayın hayatına son verme noktasında. Elbette yaşanan ekonomik sıkıntılar, girdi maliyetleri buna bir gerekçe gösterilebilir ancak ‘Özgür medyadan’ söz ediyorsanız bunlar bir gerekçe olamaz.” Ben canım ülkemde özgürce gazetecilik yapmak istiyorum. Bu özgürlüğü kendimiz için değil, hepimiz için istiyoruz. Unutmayın; biz susarsak Türkiye susar...