Cumhuriyet dönemi ve Türkiye modern tarihinin en Özgün figürlerinden biri Semiha Berksoy.
Sanatı kadar, siyah küt saçları, sürmeleri ve kırmızı yanaklarıyla hafızalarda yer etmiş bir isim...

1910 yılında doğan Semiha Berksoy 2004 yılında aramızdan ayrıldı.
70 YILI AŞAN ÜRETİM
İlk opera sanatçımız Berksoy’dan bahsetmek için saatler, sayfalar yetmez… Ancak İstanbul Modern’de açılan ‘Tüm Renklerin Aryası’ O’nu dolu dolu anlatıyor.
Berksoy’un 70 yılı aşan üretimini görünür kılıyor.
Müzenin şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak, küratör Deniz Pehlivaner ve asistan küratör Yazın Öztürk tarafından hazırlanan sergi, sanatçının operadan tiyatro ve sinemaya, resimden edebiyata uzanan üretimini 200’ü aşkın yapıtla bir araya getiriyor… Berksoy’un bu sanat dalları arasında kurduğu özgün ve çok katmanlı ilişkilere vurgu yapıyor.
Berlin Hamburger Bahnhof’ta gerçekleşen retrospektifin ardından yeni bir küratöryel kurguyla sunulan sergi; izleyiciyi adım adım sanatçının sanatla iç içe geçmiş yaşamına davet ediyor…

22 Ocak’ta açılan sergi 6 Eylül’e kadar ziyaretçileriyle buluşacak… ‘Annem ve Ben’ sanatçının hep eksikliğini hissettiği annesinin portrelerinden biri. Tabloda annesinin karnında taşıdığı kardeşi ve annesinin sarıldığı 8 yaşındaki Semiha Berksoy var…
‘KENDİ MİTOLOJİSİNİ YARATAN BİR SANATÇI’
Şef küratör Öykü Özsoy Sağnak “Semiha Berksoy sanatı meslek olarak gören değil, tam tersine onu içselleştiren ve hayatını bir sanat olarak kurgulayan, kendi mitolojisini yaratan bir sanatçı” diye konuştu.

Zeliha Berksoy, çok beğendiği, çok görkemli bulduğu ve gururlandığı sergide anneannesi Fatma Saime Hanım’ın portresiyle…
Oya Eczacıbaşı: Benzersiz bir yere sahip
Serginin basın toplantısı geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Toplantıya; İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, serginin sponsoru Flormar CEO’su Tuba Altunterim, küratörler Öykü Özsoy Sağnak ve Deniz Pehlivaner ile sanatçının kızı, tiyatro ve sinema sanatçısı Zeliha Berksoy katıldı…
Oya Eczacıbaşı yaptığı konuşmada İstanbul Modern’in kadın sanatçıların üretimlerini görünür kılma misyonuna vurgu yaparak, “Semiha Berksoy, farklı sanat dallarını birleştiren özgün diliyle Türkiye sanat tarihinde benzersiz bir yere sahip. Bu kapsamlı sergiyle onun yaratıcı evrenini derinlemesine deneyimleme fırsatı sunuyoruz.” dedi.

SERGİNİN MERKEZİ: KIRMIZI ODA
Serginin omurgasını oluşturan ve en dikkat çekici bölümlerinden biri olan Kırmızı Oda, Berksoy’un opera sahnesinde canlandırdığı Tosca, Salome ve Fidelio gibi karakterlerin resimlerine odaklanıyor. Bu bölüm opera kayıtları, belgeseller ve arşiv malzemeleriyle destekleniyor. Bu alanın çevresinde ise, opera sahnesine ait resimler, erken dönem resimler, otoportreler, portreler ve annesi Fatma Saime Hanım’a adanan çalışmalar yer alıyor. Henüz 8 yaşındayken annesini kaybetmesi, hayatı boyunca karşılaştığı zorluklar, onları yenme azmi ve sahneyle kurduğu güçlü bağ, resimlerde simgesel imgelerle karşılık buluyor.
Kimi zaman bir bebek, mezar ya da vücudunu bölen “kader çizgisi” olarak beliren bu imgeler, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş temalarına vurgu yapıyor. Berksoy’un sesini, direnişini, çelişkilerini, öfkesini, inatçılığını ve umudunu fazlasıyla hissettiriyor.
1935’te yayımlanan “Mezardan Gelen Mektup” öyküsünden hareketle kurgulanan özel bir bölüm ise, Türkiye’nin ilk sesli filmi “İstanbul Sokaklarında” filminden kesitlerle fotoğraf ve çeşitli efemeralardan oluşan bir seçkiyi de bir araya getiriyor.

‘ESERLERİNDE HEP YAŞAM MUCADELE VE UMUT VARDI’
Tiyatro ve sinema sanatçısı Zeliha Berksoy ise lise zamanlarında kendini keşfeden ve ders almak için kapı kapı dolaşan annesini “Bu cesaret ve bu ileri görüşlülükle tam anlamıyla Cumhuriyetin döneminin Türk kızı olmuştur. Eserlerinde yaşam, mücadele ve umut her zaman vardı. ‘Cendereye Vurulan Kadın’ gibi yapıtları, zorluklara rağmen hayata cesaretle bakmayı öğretir” cümleleriyle özetledi.
Annesinin vefasını ise Nazım Hikmet ve Fikret Mualla örnekleriyle şöyle anlattı: ‘’Nazım Hikmet, Semiha Berksoy’a hep “vefalı, mert kızım” dermiş. Fikret Mualla ile dostlukları ise yolları, mekanları aşıyordu. Mualla’ya ölümüne kadar her ay Ankara’dan paket gönderirdi. Rakı, leblebi, pastırma… Bir de mektup yazar ‘Hepsini birden içme’ diye tembih ederdi.”
Berksoy ‘’Tek üzüntüm ise annem adına bir müzenin olmaması’’ dedi ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını da sözlerine ekledi.