Modern dünyanın getirdiği sürekli koşturmaca ve her dakikayı bir göreve dönüştürme baskısı, insanları tükenmişliğin eşiğine getirdi. Tam da bu noktada, üretkenlik çılgınlığına adeta savaş açan "Slowmaxxing" akımı doğdu. Günün her anını bir koşturmacaya dönüştürmekten yorulanlar, çözümü bilinçli bir yavaşlamada buluyor.
AMAÇ TAMAMEN ANI YAKALAMAK
Slowmaxxing, sorumluluklardan kaçmak ya da gün boyu yatmak anlamına gelmiyor. Bu felsefenin temelinde; günlük işleri acele etmeden tamamlamak, takvimdeki gereksiz yoğunlukları ayıklamak ve iki etkinlik arasına nefes payı koymak yatıyor.
Örneğin; sabah kahvesini başka hiçbir şeyle ilgilenmeden içmek, yürürken ekranlara bakmayı bırakmak ve ev işlerini bir an önce kurtulunması gereken angaryalar olarak görmemek bu akımın en basit adımları. Yapılan iş aynı kalsa da, yaşanan deneyim ve hissedilen haz tamamen değişiyor.
HIZLI YAŞAMA TELAŞI BEYNİ TIKIYOR
Yavaş farkındalık çalışmalarıyla tanınan Alex Snider, günlük rutindeki hızı düşürmenin zihinsel odaklanmayı zirveye çıkardığını vurguluyor. Snider’a göre sürekli bir yerlere yetişme telaşı, insanın kendi duygu ve düşüncelerini fark etmesini engelliyor; zihni sürekli bir alarm durumunda tutuyor.
ALTIN KURAL HER ŞEYE EVET DEMEYİ BIRAKMAK
Akımın bir diğer altın kuralı ise her davete ve göreve "evet" demeyi bırakıp programı sadeleştirmek. Toplantılar, sosyal buluşmalar ve günlük koşturmacalar arasına kısa boşluklar serpiştirmek, bir sonraki işin stresine girmek yerine mevcut anın tadını çıkarmayı son derece kolaylaştırıyor.