İş Kanunu uyarınca, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı bir durumla karşılaşan taraflar için derhal fesih hakkı doğuyor. 

En az bir yıllık kıdemi bulunan işçi, bu hakkı süresinde kullandığında kıdem tazminatını alarak iş sözleşmesini sonlandırabiliyor. 

İşveren açısından ise dürüstlük kuralını ihlal eden çalışanın işine tazminatsız son verme imkanı sağlanıyor. Ancak tüm bu süreçte belirleyici olan unsur, haklılığın derecesi değil, hakkın ne zaman kullanıldığı oluyor. Zamanında atılmayan adımlar, tazminat kapılarını tamamen kapatabiliyor.

6 İŞ GÜNÜ VE 1 YILLIK AZAMİ SÜRE

Fesih hakkının kullanılmasında iki temel hak düşürücü süre bulunuyor:

6 İş Günü Rolü: Feshe konu olan olayın ve failin, feshe yetkili makam tarafından öğrenildiği günü takip eden ilk iş gününden itibaren 6 iş günlük süre başlıyor.

1 Yıllık Üst Sınır: Olayın gerçekleştiği tarihten itibaren her halükarda 1 yıllık azami süre uygulanıyor.

Pazar günleri ve resmi tatiller iş günü hesabına dahil edilmezken, altıncı iş gününün mesai bitimiyle birlikte fesih yetkisi hukuken sona eriyor.

Dava süreçlerinde hakimler tarafların beyanına bakmaksızın bu süreleri re'sen (kendiliğinden) dikkate alıyor ve süresi geçmiş talepleri doğrudan reddediyor.

SÜREYİ KAÇIRAN İŞÇİ VE İŞVERENİ NE BEKLİYOR?

Sürelerin bildirim yapılmadan veya geciktirilerek geçirilmesi, haklı tarafı bir anda haksız fesihten sorumlu hale getiriyor. Konuyu değerlendiren Türkiye Gazetesi yazarı İsa Karakaş, haklı sebebe sahip olunsa bile süresi içinde yapılmayan fesihlerin ağır bedelleri olduğuna dikkat çekiyor. 

Kaynak olarak ekle

Süreyi kaçırarak sözleşmeyi fesheden taraf ihbar tazminatı ödemek zorunda kalırken, zamanlamayı hatalı yapan işverenler de kıdem tazminatı yükümlülüğüyle karşı karşıya kalabiliyor.