Ocak 2026'nın başında dünya, Donald Trump yönetiminin Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu beklenmedik bir özel kuvvetler operasyonuyla derdest edip New York'a getirmesini şaşkınlıkla izledi. Bu olay, Washington koridorlarında yeni bir "başarı hikayesi" olarak anlatılırken, gözler anında haritanın diğer ucuna, Tahran’a çevrildi. Politico’nun kapsamlı analizi, şu yakıcı soruyu soruyor: ABD, Venezuela’da uyguladığı bu "cerrahi" yöntemi İran’da da uygulayabilir mi?

1. Finansal Labirentin Çöküşü: "Cüzdan Boşalıyor"

Altı çizilmesi gereken ilk nokta şu: Venezuela, İran için sadece bir dost değil, aynı zamanda yaptırımları delmek için kullandığı devasa bir "kara para aklama" merkeziydi. Tahran, Venezuela üzerinden yürüttüğü altın ticareti ve petrol sevkiyatlarıyla milyarlarca dolarlık bir nefes borusu yaratmıştı. Maduro’nun devrilmesi, İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) Güney Amerika’daki finansal ağlarını felç etti. Tahran, şu an sadece bir müttefikini değil, en büyük "arka kapı kasasını" kaybetti.

2. "İran Bir Venezuela Değildir" Tezi

İki ülkenin iç dinamikleri arasındaki uçuruma dikkat çekmek gerekiyor: 

İdeolojik Ordu: Venezuela ordusu, ekonomik çöküşle birlikte hızla taraf değiştirirken; İran’da Devrim Muhafızları devletin her hücresine sızmış durumda. Onlar için rejimin çökmesi, sadece bir siyasi değişim değil, ekonomik ve fiziksel bir yok oluş anlamına geliyor. Bu da onları son mermiye kadar savaşmaya itiyor.

Vekil Güçler: Maduro’nun elinde Hizbullah gibi bir ordu veya Husiler gibi bir bölge gücü yoktu. İran ise, kendisine yönelik bir "Venezuela tipi" operasyona, İsrail’den Kızıldeniz’e kadar tüm bölgeyi ateşe vererek yanıt verme kapasitesine sahip.

3. Halkın Öfkesi ve "Milliyetçilik"

İran sokakları şu an kaynıyor; ekonomik kriz ve baskılar halkı bezdirmiş durumda. Ancak dışarıdan gelecek "Vikingvari" bir operasyonun ters tepme riski var.

Makalede vurgulanan en büyük çekince, ABD’nin doğrudan müdahalesinin, rejimden nefret eden İranlıları bile "vatan savunması" bayrağı altında birleştirebileceği. İran’da milliyetçilik, siyasal İslam’dan çok daha köklü bir damar.

4. Enerji Devlerinin İştahı: İran Petrolü Masada

Politico’nun en ilginç tespitlerinden biri enerji lobisiyle ilgili. ABD’li petrol devleri, Venezuela’nın enkaza dönmüş altyapısına yatırım yapmaya çekinirken, İran’ın çok daha modern ve korunmuş petrol tesislerine karşı oldukça "iştahlılar".

Amerikan Petrol Enstitüsü Başkanı Mike Sommers’ın "İran rejimi çökerse istikrara yardımcı olmaya hazırız" açıklaması, bu operasyonun arkasındaki ekonomik motivasyonun ne kadar büyük olduğunu kanıtlıyor. Sonuç "Venezuela Seçeneği"nin İran’da uygulanmasının devasa bir kumar olduğunu gösteriyor.

Eğer Beyaz Saray İran'a yaptığı baskıda başarılı sonuç ele ederse Rusya ve Çin’in Ortadoğu’daki en büyük kalesi yıkılacak, küresel enerji fiyatları kontrol altına alınacak.

Eğer başarısız olursa; Ortadoğu, Irak ve Suriye’yi mumla aratacak kadar büyük bir güvenlik vakumuna ve belirsiz bir iç savaşa sürüklenecek.

Özetle; Washington, Venezuela’da kazandığı "özgüven" ile Tahran’ı köşeye sıkıştırmak istiyor. Ancak İran, sadece bir "petrol devleti" değil; köklü bir devlet geleneğine ve dünyayı yakabilecek kadar çok patlayıcı güce sahip bir bölgesel dev.

 

*** Politico