Norveç'teki 18 katlı Mjøstårnet kulesi, 85,4 metrelik yüksekliğiyle mühendislik ürünü ahşap kullanılarak inşa edilen en simgesel yapılardan biri haline geldi. Yapı, geleneksel beton ve çelik ağırlıklı yüksek bina mimarisine alternatif sunarak lamine ahşap teknolojisinin taşıyıcı gücünü ortaya koydu.

AHŞAP BİR BİNA RÜZGARA VE YÜKE NASIL DAYANIYOR?

Kulenin ana taşıyıcı iskeleti, lifleri aynı yönde yapıştırılarak üretilen lamine ahşaptan (glulam) oluşuyor. Bina genelinde dikey yükleri temele aktaran 22 ana kolon ve rüzgarın yarattığı yatay kuvvetleri dengeleyen dört büyük cephe kirişi yer alıyor. Yapının alt katlarındaki taşıyıcı ahşap parçaların kesit boyutları 625 x 1485 milimetreye, yani yaklaşık 1,5 metreye kadar ulaşıyor.

BETON VE ÇELİK YAPININ NERESİNDE KULLANILDI?

Proje tamamen ahşap malzemeyle sınırlandırılmayarak hibrit bir yapı modeliyle tasarlandı. Ahşabın hafifliği nedeniyle üst katlarda oluşabilecek rüzgar sallantılarını azaltmak amacıyla son yedi katın döşemesinde beton kullanıldı. Ayrıca merdiven ve asansör boşluklarında çapraz lamine ahşap (CLT) paneller tercih edilirken, taşıyıcı elemanların birleşim noktalarında ahşabın içine gömülü çelik plaka ve pimler kullanıldı.

YANGIN RİSKİNE KARŞI NASIL BİR ÖNLEM ALINDI?

Yapıda kullanılan büyük ve masif ahşap parçalar, yüksek ısıya maruz kaldığında dış yüzeyde koruyucu bir karbonlaşma tabakası oluşturarak iç taşıyıcı çekirdeğin yanmasını geciktiriyor. Çelik bağlantı elemanları yangından etkilenmemesi için ahşap blokların içine gömülürken, birleşim noktaları ısı karşısında genişleyen özel malzemelerle izole edildi. Bina güvenliği ek olarak otomatik yağmurlama (sprinkler) sistemleriyle desteklendi.

Kaynak olarak ekle