Yapılan ilk incelemeler sonucunda, bakır bir çömlek içerisinde saklanan bu değerli eşyaların yaklaşık 900 yıllık bir geçmişe sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu buluş, antik döneme ait verilerin yeniden değerlendirilmesine neden olurken bölgedeki arkeoloji dünyasında da büyük bir heyecan dalgası yarattı.

HAZİNENİN İÇERİĞİ VE TARİHSEL DEĞERİ

Ritti ailesine ait arazide gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında ulaşılan bakır kabın içerisinden çok sayıda altın yüzük, bilezik, zincir ve antik sikkeler çıktı. Uzmanların yaptığı ölçümlere göre bulunan altınların toplam ağırlığı yaklaşık yarım kilogramı bulurken, içerisinde muhafaza edildikleri bakır eşyaların ağırlığı ise 600 gram civarında hesaplandı.

Arkeologlar, Lakkundi köyünün bin yılı aşkın bir süre önce bölgeye hükmeden kadim hanedanlıklara ev sahipliği yaptığını belirtiyor. Bu tesadüfi keşfin, o dönemin ticaret ağları, kültürel yapısı ve kuyumculuk sanatı hakkında paha biçilemez yeni bilgiler sunabileceği öngörülüyor.

MÜLKİYET TARTIŞMASI VE YASAL SÜREÇ

Hazine değerindeki bu buluntuların ortaya çıkmasıyla birlikte, eşyaların mülkiyeti konusunda yerel halk ile resmi makamlar arasında hukuki bir süreç başladı. Hindistan yasalarına göre yer altında bulunan tüm değerli mücevherler devlet malı sayılıyor ve doğrudan "hazine" kategorisinde sınıflandırılıyor.

Karnataka Eyalet Arkeoloji Departmanı, bölgenin tarihi önemini tescilleyerek bulunan eserleri resmi envantere dahil etmek için gerekli işlemleri başlattı. Mevcut yasal düzenlemeler uyarınca, arazisinde hazine bulunan ailelere, eserlerin tarihi miras olarak tescillenmesi durumunda değerinin beşte birine kadar ödül verilebiliyor.

KÖY BÜYÜKLERİNDEN GELEN MANEVİ TAVSİYE

Hazineyi bulan Ritti ailesi, başlangıçta mücevherlerin kendi mülkleri olduğunu ileri sürse de köylülerin ve yerel otoritelerin müdahalesiyle bu iddialarından vazgeçti. Köy büyüklerinin, devletten saklanan hazinenin "uğursuzluk getirebileceği" yönündeki uyarıları ailenin kararında etkili oldu.

Manevi çekinceler ve yasal zorunluluklar neticesinde aile, mülkiyet hakkından vazgeçerek eserleri yetkililere teslim etmeyi kabul etti. Bu kararın ardından aile üyeleri, devlet yönetiminden tazminat yerine diğer barınma ve konut sorunlarının çözümü konusunda kendilerine destek olunmasını talep etti.