Karnınız tok, mideniz "dur" diyor ama beyniniz "bunu çöpe atamazsın" diye fısıldıyor.  Yemek masasındaki o küçük suçluluk duygusu, aslında sadece oburlukla ilgili değil. Uzmanlara göre "Son Lokma Sendromu"nun kökleri ekonomiye, savaş tarihine ve çocukluk travmalarımıza dayanıyor. Peki, bu döngüyü nasıl kırarız?

SUÇLU ANNENİZ DEĞİL 

"Tabağını bitir, arkandan ağlar" diyen ebeveynlerimizi suçladık. Ancak uzmanlar, bu davranışın kökeninin savaş sonrası döneme dayandığını belirtiyor. Kıtlık ve yiyecek israfı korkusuyla büyüyen nesiller için yemek bırakmak neredeyse ahlaksızlık sayılıyordu. 

Huffington Post'a göre sorun şu: O dönemin ahlaki mesajı değişmedi ama porsiyonlar devasa boyutlara ulaştı. 1950’lerin mütevazı tabaklarının yerini, bugün 30 santimetrelik dev servisler aldı; ancak beynimiz hala kıtlık varmış gibi davranıyor.

"PARASINI VERDİM TUZAĞI"

Tok olmamıza rağmen yemeye devam etmemizin bir diğer nedeni ekonomik bir yanılsama. Beynimiz, "Buna para ve emek harcandı, çöpe gideceğine mideme gitsin" mantığıyla çalışıyor. Oysa 22 dolarlık bir makarnayı zorla bitirmek parayı geri getirmediği gibi, vücuda verdiği rahatsızlıkla "kayıp hissini" daha da derinleştiriyor.

Psikolog Matthew Morand, "Tabağını sıyıranlar sadece karınlarını doyurmuyor, duygusal boşlukları da dolduruyor" diyor. Kaotik bir dünyada e-postaları veya siyaseti kontrol edemeyebilirsiniz ama tabağınızı bitirmek, size anlık bir "kontrol ve tamamlanma" hissi verir.

BU ALIŞKANLIKTAN NASIL KURTULURSUNUZ?

Uzmanlar, bu şartlanmayı kırmak için 4 basit yöntem öneriyor:

İsrafı yeniden tanımlayın: Gereksiz yenen yemek vücudunuzda depolanır; bu da bir israftır.

Görsel hile yapın: Daha küçük tabaklar kullanın veya restoranda yemeğin yarısını baştan paketletin.

Mola verin: Yemeğin ortasında durup kendinize sorun: "Şu an durursam aç mı kalırım, yoksa doydum mu?"

Kontrol değil şefkat: Tabağı yarım bırakmak bir başarısızlık değil, vücudunuza duyduğunuz saygıdır.