Achenheim ve Bergheim bölgelerinde yer alan bu toplu mezarlarda bulunan kalıntılar, savaş sonrası düzenlenen ritüel katliamların, düşmanı insanlıktan çıkarmaya ve toplumsal birlik oluşturmaya yönelik sistematik uygulamalar olduğunu gösteriyor.
İŞKENCE, GÖSTERİYE DÖNÜŞMÜŞ
Araştırmayı yürüten arkeolog Teresa Fernández-Crespo’ya göre, bazı iskeletlerde bacakların kırıldığı, bedenlerin darbe izleri taşıdığı ve hatta bazılarına kazıklarla delikler açıldığı gözlendi. Bu delikler, kurbanların kamuya açık alanlarda teşhir edilmiş olabileceğine işaret ediyor.
Katliamın, yalnızca öldürme amacı taşımadığı, aynı zamanda topluluk önünde düşmanı aşağılamak, halkı galibiyet etrafında birleştirmek ve siyasi bir mesaj vermek amacı taşıdığı düşünülüyor. Bu da şiddetin yalnızca savaş aracı değil, aynı zamanda bir “gösteri” ve “hafıza” biçimi olarak kullanıldığını gösteriyor.
KESİK KOLLAR SAVAŞ GANİMETİ MİYDİ?
İki farklı çukurdan çıkarılan 14 iskelet ve çok sayıda kesilmiş sol üst kol, bu şiddetin sistematik ve anlam yüklü olduğunu kanıtlar nitelikte. İzotop analizleri, kolların bölgeye saldıran dış gruplara ait olduğunu ortaya koydu. Bu da kesik kolların, galip gelen yerel halk tarafından bir tür savaş ganimeti olarak alınmış olabileceğini düşündürüyor.

Kafa ya da eller gibi parçalar savaş ganimeti olarak daha yaygın görülürken, üst kolun bu şekilde alınması nadir bir örnek. Araştırmacılar, bu kolların kurutularak, tütsülenerek veya mumyalanarak uzun süre sergilenmiş olabileceğini öne sürüyor.
KURBANLAR FARKLI BİR BÖLGEDEN GETİRİLMİŞ
İskeletlerin büyük kısmının Alsace bölgesinin güneyinden geldiği, yani katliamın gerçekleştiği köyün yerlisi olmadığı tespit edildi. Bu durum, kurbanların esir alınıp köye geri getirilerek işkenceyle öldürüldüğünü ve bu sürecin bir kapanış töreniyle taçlandırıldığını gösteriyor.
Ayrıca, hayatta kalan bazı kurbanların köle olarak tutulmuş ya da savaşta kayıp veren ailelerce evlat edinilmiş olabileceği de varsayılıyor.
İNANÇSAL BOYUTU OLABİLİR
Araştırmacılar, bu şiddet dolu uygulamaların yalnızca intikam ya da propaganda değil, aynı zamanda tanrılara ya da atalara yönelik bir adak ritüeli olabileceğini de vurguluyor. Bu tür ritüeller, zafere ulaşan toplumun inanç sistemi içinde tanrılara minnettarlığını ifade etme aracı olarak da işlev görebilir.
Oxford Üniversitesi’nden arkeolog Rick Schulting, “Bu bulgular, şiddetin yalnızca bir savaş aracı değil, aynı zamanda hâkimiyetin, hafızanın ve toplumsal bağların kurulmasında kullanılan bir gösteri biçimi olduğunu gösteriyor” diyor.
Ancak bu şiddet dolu zafer, tarihin klasik ironisini barındırıyor: Katledenler, kısa süre sonra yerlerini başka gruplara bıraktı ve tarih döngüsünü sürdürdü.