Avrupa’nın tarihi kentleri, yüzyıllardır estetiğin, sanatın ve mimarinin beşiği olarak anılsa da, son dönemin modernleşme projeleri ve geçmişten miras kalan bazı radikal yapılar bu imajı sarsıyor.

Bir dönem "geleceğin mimarisi" olarak pazarlanan Brütalist beton bloklar ve günümüzün milyar dolarlık avangart deneyleri, bugün artık estetik birer başarı değil, şehir sakinlerinin her gün görmeye katlanamadığı birer "görsel kirlilik" olarak nitelendiriliyor.

Mimarlara göre, bir binanın "nefret objesi" haline gelmesinin arkasında sadece dış görünüşü yatmıyor.

Yapıların inşasında harcanan kamu kaynakları, lüks projelerin yarattığı sınıfsal uçurumlar ve diktatörlük rejimlerinin güç gösterisi olarak diktiği yapılar, toplumsal öfkeyi körüklüyor.

'Bu şehirler birer darbe'

Londra’nın lüks ve modern gökdelenlerinden, Doğu Bloku döneminden kalan kasvetli beton kulelere kadar pek çok yapı; halkı protestolara, imza kampanyalarına ve hatta binaların yıkılması yönünde taleplere sevk ediyor.

Mimarlık eleştirmenleri, bu yapıların "kent kimliğine indirilmiş birer darbe" olduğu konusunda hemfikir.

Milyar dolarlık deneyler halkta karşılık bulmuyor

Konuyla ilgili görüş bildiren şehir plancıları, modern mimarinin bazen halkın ihtiyaçlarından kopuk, tamamen "ikonik olma" çılgınlığıyla tasarlandığını vurguluyor. Yapılan araştırmalar, milyarlarca avro harcanarak inşa edilen bazı modern sanat merkezlerinin ve gökdelenlerin, çevresindeki tarihi dokuyu katlettiği için yerel halk tarafından benimsenmediğini, aksine birer "yabancı cisim" gibi görüldüğünü ortaya koyuyor.

Sadece estetik kaygılarla değil, aynı zamanda taşıdıkları siyasi sembolizmle de tartışma yaratan bu yapılar, Avrupa genelinde estetik, güç ve aidiyet kavramlarının sorgulandığı bitmek bilmeyen birer kamusal tartışma alanı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Kaynak olarak ekle