Türkçe’nin kökeni ve dünyadaki yerini anlamak için yola çıktığımızda, sadece dilbilimle değil, aynı zamanda tarih, kültür, mitoloji ve hatta kozmolojiyle de karşı karşıya geliriz. Çünkü bir dil, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. O dil, insanlığın hafızasıdır.
Peki gerçekten de Türkçe, dünyadaki bütün dillerin atası olabilir mi?
İşte bu soru, 20. yüzyılın en büyük tartışmalarından birine yol açtı: Güneş Dil Teorisi. Atatürk’ün öncülüğünde ortaya konan bu fikir, yalnızca Türkçe’nin değil, insanlığın dilsel ve kültürel yolculuğunu yeniden düşünmemize sebep oldu. Ama bu tartışma öylesine geniş bir çerçeveye yayıldı ki, Sümer’den Mısır’a, Mayalardan Hindistan’a, Avrupa’dan İbranice’ye kadar uzanan devasa bir haritayı gözler önüne seriyor.

Bugün, sizi uzun bir yolculuğa davet ediyorum. Bu yolculukta, dillerin gizli bağlarını, tarihin sakladığı detayları ve Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda sabahlara kadar süren toplantılarında dile getirdiği iddiaları birlikte inceleyeceğiz. Belki de sonunda şu soruya daha yakın bir cevap bulabileceğiz: İnsanlığın ortak dili var mıydı ve bu dil Türkçe olabilir miydi?

Her şey, 1930’lu yıllarda başladı. Cumhuriyet yeni kurulmuş, Atatürk ulus inşasında dilin önemine büyük bir vurgu yapıyordu. Türk Dil Kurumu kurulmuş, dilde sadeleşme çalışmaları hız kazanmıştı. Ancak Atatürk bununla yetinmiyordu. Ona göre mesele, sadece Türkçe’yi sadeleştirmek değil, aynı zamanda Türkçe’nin köklerini ortaya çıkarmaktı. Bir gün Afet İnan’a dönerek şu soruyu sordu: “Afet, acaba bütün dillerin kökü Türkçe olabilir mi?” İşte bu soru, Güneş Dil Teorisi’nin ilk kıvılcımı oldu. Afet İnan bu fikri ciddiye aldı ve bilim insanlarıyla paylaştı. Dolmabahçe Sarayı’nda uzun tartışmalar başladı.

Bu toplantılara dönemin en önemli dilbilimcileri katılıyordu. Bunlardan biri de Ermeni kökenli bir Türk dilbilimci olan Agop Martayan’dı. Atatürk ona “Dilaçar” soyadını verdi. Çünkü onun dil üzerindeki katkıları, Türkçe’ye adeta yeni bir ufuk açıyordu. Atatürk bir gün ona dönerek şöyle dedi: “Sen dilimizi açıyorsun, Türkçeye yeni yollar açıyorsun. O yüzden adın artık Dilaçar olsun.” Böylece Agop Martayan, Türk Dil Kurumu’nun en önemli isimlerinden biri haline geldi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu açıktı: Türkçe’nin dünyadaki yerini anlamak ve göstermek.
Şimdi biraz daha geriye gidelim. Çünkü bu fikir, yalnızca 1930’larda ortaya çıkmış bir hayal değildi. İnsanlık, yüzyıllardır “ilk dil” sorusunun peşindeydi. Mesela Avrupa’da Grimm Kardeşler yalnızca masallarıyla tanınmıyordu. Onlar aynı zamanda dilbilimle de ilgileniyorlardı. Grimm Kardeşler, Almanca ile Sanskritçe arasında bir bağlantı kurmuştu. Onlara göre bu iki dil, ortak bir kökten geliyordu. Böylece Hint-Avrupa dil ailesi teorisi ortaya atıldı. Ama dikkat edin, bu tartışmalarda Türkçe’ye neredeyse hiç yer verilmedi.

Grimm Kardeşler, 19. yüzyılın başlarında Almanya’nın farklı bölgelerinde masal ve halk hikâyelerini derlerken sadece folklorik birikimi değil, aynı zamanda dilsel bağlantıları da inceliyordu. Amaçları, Alman halkının dilini ve kültürünü eski kökenleriyle belgelemekti. Bu süreçte Sanskritçe’ye özel bir ilgi gösterdiler; çünkü dönemin bilim çevrelerinde Hint-Avrupa dil ailesi hâkimdi ve Sanskritçe bu ailenin en eski ve en “soylu” dili olarak kabul ediliyordu. Ancak Türkçe ve diğer Ural-Altay dilleri neredeyse tamamen görmezden geliniyordu. Avrupa merkezli dilbilimciler, Türkçe’yi genellikle “doğu egzotiği” olarak değerlendiriyor ve köken araştırmalarına dahil etmiyorlardı. Oysa Türkçe, binlerce yıl boyunca farklı coğrafyalarda hüküm süren Türk medeniyetleri aracılığıyla Avrupa ve Asya dillerini etkilemişti. Grimm Kardeşler’in çalışmalarında Sanskritçe-Almanca bağlantıları detaylı incelenirken, Türkçe’nin Avrupa’daki izleri göz ardı edildi. Bu da Batı’da Hint-Avrupa teorisinin hâkimiyetinin bir yansımasıydı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya konan Türk Tarih Tezi, Türklerin yalnızca Orta Asya’da değil, çok daha geniş bir coğrafyada etkin olduğunu savunuyordu.
Sümerlerden Hititlere, Etrüsklerden Mısır’a kadar birçok uygarlığın kurucusu ya da öncüsü olarak Türkler görülüyordu. Türk tarihi Osmanlı ile başlamıyor, insanlık tarihinin en eski dönemlerine uzanıyordu. Türkler, Anadolu’da 7-8 bin yıldır yaşıyordu. Bu iddia, Türk milletine yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda tarihsel bir özgüven de kazandırıyordu.

Atatürk, yüzlerce kitap okurken yabancı dillerdeki Türkçe kökleri fark etti. Bu fark ediş sadece bilimsel bir keşif değil, aynı zamanda kültürel bağımsızlığın kapısını aralıyordu.
Afet İnan, Sümer tabletlerini, Mısır hiyerogliflerini, İbrani yazıtlarını inceledi. Ve hepsinde Türkçe köklerin izini bulmaya çalıştı. Dolmabahçe Sarayı, yalnızca bir saray değil, Cumhuriyet’in bilim ve kültür üssüydü. Burada Atatürk, dil kökenleri üzerine tartışmalar yapıyor, yabancı dildeki metinleri Türkçe köklerle karşılaştırıyordu.

Toplantılara katılan bilim insanları arasında Dr. Hermann Feodor Kvergić, A.V. Edlinger, Max Müller, Prof. Ali Rıza Yalgın ve Prof. Mehmet Fuat Köprülü vardı. Hepsi, Türkçe’nin Sümer, Mısır ve İbrani dillerindeki izlerini tartışıyor, örneklerle sunuyordu. Atatürk ise not alıyor, sorguluyor, bazen karşılaştırmalar yapıyordu. Böylece Güneş Dil Teorisi’nin temelleri atılıyordu.

1935’te Viyanalı dilbilimci Kvergić, Atatürk’e bir tez gönderdi:
“Türkçe, dünyanın ilk dilidir. Diğer dillerdeki kelimelerin çoğu Türkçeden türemiştir.”

En eski yazılı metinlerde, Sümer tabletlerinde “Bütün evren Enlil’e tek bir dilde söylerdi” yazıyordu.

Bu ifade, Tevrat’taki Babil Kulesi hikâyesine çok benziyordu. İnsanlık bir zamanlar tek bir dil konuşuyordu. Ve Atatürk’e göre bu ilk dil, Türkçe’ydi.

Mısır hiyerogliflerinde de Türkçe ile benzerlikler vardı. “Ra” güneş tanrısıydı; Türkçe’de “ara”, “ışık”, “ağar” ile bağlantı kurulabiliyordu. Nil nehri “nehir” köküyle ilişkiliydi.

Maya uygarlığında “K’in” gün demekti; Türkçe’de “kün”. “Ahau” kral demekti; Türkçe’de “hakan”.

Hindistan’da “Raja” kraldı; Türkçe’de “er” veya “han”. “Shiva” tanrıydı; Türkçe’de “Siveriye” ve “Sibirya” ile bağlantılı görülüyordu.
Sanskritçe’de “mata” anne, “pita” baba idi; Türkçe’de “ana” ve “ata” ile aynı kökten geliyordu.

MS 5.-6. yüzyılda Kıpçak Türkleri İngiltere’ye yerleşti. Kent ve köy isimleri Türkçe kökenliydi: Kale “Kale”, Ingland “Ganimet alınmış toprak” ile aynı kökten gelidigi söyleniyor.

İbranice’de “Adam” ilk insandı, Türkçe’de hâlâ “adam”. “Adonai” yani efendim, Türkçe’de “ağa” ya da “adon”. Bu benzerlikler, Atatürk için yalnızca tesadüf değildi.

Dolmabahçe Sarayı’ndaki gecelerde Atatürk, Afet İnan ve Dilaçar’la sabahlara kadar süren tartışmalar yaptı. Onun için bu mesele, yalnızca bir dil meselesi değil, ulusun kimliğini yeniden inşa etme çabasıydı.

Atatürk için bu teori, sadece dilbilim değil, aynı zamanda bir ulusun kimliğini yeniden kurma projesiydi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ömrünün son günlerinde söylediği gibi:
“Her şeyin anahtarı, dildir.”

1990’larda CNRS’nin raporunda şu ifadeler yer aldı: “Tüm diller, tek bir ilk dilden türemiştir. Türkçe, Fransızca, Mançuca gibi diller aynı üst-ailede olabilir.” Batı, Atatürk’ün 1930’larda işaret ettiği şeyi yıllar sonra yeniden keşfetmişti.
Bugün hâlâ bir Hint filmi izlerken Türkçe kelimeler duyuyorsanız, Mısır piramitlerinde, Maya takvimlerinde veya Sanskritçe metinlerde Türkçe kökler bulabiliyorsanız, bu tesadüf değil.

Türkçe sadece bir iletişim aracı değil, medeniyetin anahtarıdır.
Ve belki de insanlığın ortak geçmişini çözmenin en güçlü yoludur.
Hermann Feodor Kvergić kimdir?
Hermann Feodor Kvergić (24 Haziran veya 24 Temmuz 1895, Bratislava - 1948 veya 1949), bir oryantalist, dilbilimci ve özellikle Türk milliyetçiliği Güneş Dil Teorisi üzerindeki iddia edilen etkisiyle tanınmıştır.
Viyana Üniversitesi'nden alınan bir belgede , Sloven, Hırvat ve Sırp Devleti vatandaşlığına ve Yunan-Ortodoks dinine sahip olduğu belirtilmektedir. Sonunda Bratislava'dan Graz'a taşındı ve 7 Temmuz 1914'te liseden mezun oldu. Daha sonra Viyana Üniversitesi'nde Doğu çalışmaları ve Tıp okudu ve Graz Üniversitesi'nde bir dönem daha Tıp okudu . 1927'de Büyük İran Bundahisn üzerine yazdığı tezle Doğu çalışmaları alanından mezun oldu . 1929'dan itibaren Afganistan ve İran'ı gezdi ve 1933'te Türkiye'yi ziyaret etti.
Güneş Dil Teorisi nedir?
Güneş Dil Teorisi, Türkçenin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğunu savunan sözdebilimse e sözdedilbilimsel bir teoridir. Teori, 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklendi ve bizzat geliştirildi, ancak dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi.