Türkiye’nin en prestijli coğrafi işaretli ürünlerinden biri olan Isparta gülü ve ondan elde edilen dünyaca ünlü gül yağı, Avrupa pazarında dişli bir rakiple mücadele ediyor.
Kozmetik ve parfüm endüstrisinin "sıvı altın" olarak adlandırdığı bu değerli hammadde için Türkiye, sınır komşusu olan Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan ile kıyasıya bir yarış içinde.
AYNI ÇİÇEK, İKİ FARKLI MARKA
Türkiye’de "Isparta Gülü", Bulgaristan’da ise "Bulgar Gülü" adıyla bilinen bu özel çiçek, aslında botanik olarak birebir aynı türe (Rosa damascena) ait. Küresel gül yağı pazarının neredeyse %90'ını elinde tutan bu iki ülke, aynı çiçeği farklı coğrafi isimlerle tescilleyerek dünya kozmetik devlerine satmak için yarışıyor. Türkiye kendi coğrafi işaretine ve yüksek yağ kalitesine güvenirken, Bulgaristan ise Avrupa Birliği üyesi olmanın getirdiği gümrük ve lojistik avantajlarını kullanıyor.
YÜZYILLIK GÖÇÜN HİKAYESİ
Bu büyük rekabetin arkasında aslında çok ilginç bir tarihi bağ yatıyor. Osmanlı döneminde Anadolu’dan bugün Bulgaristan sınırlarında kalan Kazanlık (Kızanlık) bölgesine götürülen gül fidanları, orada yerel halkın Türk üreticileri örnek almasıyla devasa bir sektöre dönüştü. Yıllar sonra Ispartalı Müftüzade İsmail Efendi'nin bu gülleri tekrar Anadolu'ya getirmesiyle Isparta, bugün bildiğimiz "Güller Diyarı" unvanını kazandı. Yani bugün Türkiye'nin en büyük rakibi olan Bulgaristan, bu üretimi asırlar önce tamamen Türkiye'yi örnek alarak başlatmıştı.
MİLYON DOLARLIK "SIVI ALTIN" PAZARI
Bir litresi kalitesine göre 10 bin euronun üzerinde alıcı bulan gül yağı, her iki ülkenin ekonomisi için de stratejik bir öneme sahip. Dünyaca ünlü Fransız parfüm üreticileri, kokunun kalıcılığını artırmak için hem Isparta’dan hem de Bulgaristan’ın "Gül Vadisi"nden tonlarca yağ ithal ediyor.
Türkiye, modern tesisleri ve geniş üretim alanlarıyla pazar liderliğini korumaya çalışırken, Bulgaristan, Avrupa pazarındaki tescil avantajıyla aradaki farkı kapatmak için hamleler yapmaya devam ediyor.