Okyanusun yüzlerce metre derinliğinde eş bulmak kolay değil. Güneş ışığının ulaşmadığı bu karanlık dünyada bazı balıkların karşı cinsten bir canlıyla karşılaşması hayatları boyunca yalnızca bir kez gerçekleşebiliyor.

Fakat fener balıklarının bazı türleri bu soruna oldukça sıra dışı bir çözüm bulmuş. Erkek, dişisini bulduğunda ondan ayrılmıyor. Önce dişisine tutunuyor, ardından zamanla onun bedenine kaynaşıyor.

İşin en şaşırtıcı kısmı ise bundan sonra başlıyor.

Bazı türlerde erkek, dişinin bedenine o kadar sıkı bağlanıyor ki kendi gözlerini ve sindirim sistemini kullanamaz hale geliyor. Daha da ileri aşamada iki balığın dolaşım sistemleri birleşiyor ve aynı kan akışını paylaşmaya başlıyorlar.

Karanlıkta eşlerini nasıl buluyorlar?

Bu olağanüstü üreme yöntemi, derin denizde yaşayan fener balıklarının karşılaştığı büyük bir sorunun sonucu.

Bin metreden daha derinde yaşayan bu canlılar neredeyse tamamen karanlıkta. Bir dişinin hayatı boyunca yalnızca bir kez erkekle karşılaşması bile mümkün.

Üstelik erkek ve dişi arasında büyük bir boyut farkı bulunuyor. Dişiler erkeğin birkaç katı büyüklüğünde olabiliyor. Erkekler ise yalnızca birkaç santimetre uzunluğunda kalıyor.

Erkeklerin en önemli avantajı ise güçlü koku alma duyuları. Karanlıkta gözlerine güvenmek yerine feromonları takip ederek dişilerin izini sürüyorlar.

Dişiyi bulduğunda ise onu bırakmıyor.

Erkek önce dişiye tutunuyor, sonra değişmeye başlıyor

Erkek, keskin dişleriyle dişinin vücuduna tutunuyor. Bundan sonra iki balığın ilişkisi sıradan bir çiftleşmeden çok farklı bir hal alıyor.

Bu üreme biçimi, cinsel parazitlik olarak adlandırılıyor.

Erkek zamanla dişiye bağımlı hale geliyor. Besin ve diğer ihtiyaçlarını kendi başına karşılamak yerine kaynaklarını dişiden almaya başlıyor.

Bunun sonucunda kendi bedeninin bazı bölümlerine artık ihtiyaç kalmıyor. Gözlerini kullanma yeteneğini kaybediyor, sindirim sistemi ise giderek köreliyor.

Sonunda erkek, bağımsız bir balık olmaktan çıkıp dişinin bedenine bağlı bir üreme organı gibi davranıyor.

Üstelik bir dişi aynı anda birden fazla erkeği bedeninde taşıyabiliyor.

İki balık, tek dolaşım sistemi

Bu birleşmenin en sıra dışı noktası, bazı fener balığı türlerinde iki hayvanın dolaşım sistemlerinin birbirine bağlanması.

Böylece erkek, ihtiyaç duyduğu kaynakları doğrudan dişinin kan dolaşımından alabiliyor.

Ancak ortaya tek bir canlı çıkmıyor. İki balığın genetik yapısı birbirinden farklı kalıyor.

Bilim insanları bu nedenle ortaya çıkan yapıyı, tek bir işlevsel vücut içerisinde yaşayan iki farklı genetik organizmanın oluşturduğu bir "kimera" olarak tanımlıyor.

Yani ortada tek bir balık gibi hareket eden ancak aslında iki farklı genetik yapıyı taşıyan sıra dışı bir canlı bulunuyor.

Peki dişi neden erkeği reddetmiyor?

Buradaki asıl bilimsel gizem ise bağışıklık sistemi.

Normalde bir canlının bedenine genetik olarak farklı bir doku girdiğinde bağışıklık sistemi bunu yabancı olarak algılıyor ve saldırıya geçiyor. Organ nakillerinde yaşanan doku reddinin temelinde de bu mekanizma bulunuyor.

Fener balıklarında ise durum farklı.

Bilim insanları, bazı türlerin bağışıklık sisteminin kritik parçalarını kaybettiğini ortaya çıkardı. Bu canlılarda bağışıklık sisteminin yabancı dokuları tanımasında görev alan bazı temel gen ve yapıların işlevsizleştiği veya tamamen ortadan kalktığı belirlendi.

Kaynak olarak ekle

Bu olağanüstü değişim, erkek ile dişinin birbirlerinin dokularını reddetmeden kalıcı biçimde birleşmesine olanak sağlıyor.

Başka bir deyişle, fener balıkları derin denizde eş bulma sorununu yalnızca sıra dışı bir çiftleşme yöntemiyle çözmedi. Evrim, onların bağışıklık sistemini de bu olağanüstü birleşmeye uyum sağlayacak şekilde değiştirdi.

Sonuçta ortaya çıkan tablo, omurgalılar arasında son derece sıra dışı: Bir erkek, hayatını sürdürebilmek için dişisine bağlanıyor, zamanla kendi bedeninin bazı işlevlerini kaybediyor ve bazı türlerde onunla aynı kan dolaşımını paylaşıyor.