Türkiye ekonomisinin en temel sorunlarından biri olan ve 49 aydır yüzde 30’un üzerinde seyreden enflasyon, vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkilemeye devam ediyor. Özellikle Ramazan ayıyla birlikte daha fazla hissedilen gıda fiyatlarındaki artış, manşet enflasyonun en kritik bileşenlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Ekonomist Deniz Eresen, gıda enflasyonu üzerinden manşet enflasyonu aşağı çekmeye yönelik dikkat çeken bir çalışma hazırladı.
"MESELE SADECE ZİRAİ DON VE KURAKLIK DEĞİL"
Ocak ayı verilerine göre yıllık gıda enflasyonunun yüzde 31,69 seviyesinde olduğunu hatırlatan Eresen, son dönemde yapılan resmi açıklamalarda zirai don ve kuraklığa vurgu yapıldığını ancak sorunun bu iki başlıkla sınırlı olmadığını söyledi.
Eresen, “ÜFE verileri de gösteriyor ki artan üretim maliyetleri, ithalat koşulları, kur baskısı, stokçuluk ve hal mevzuatı gibi birçok faktör fiyatları yukarı itiyor. Sorunu iki başlığa indirgemek meseleyi basitleştirmek olur” dedi.
"GIDA ENFLASYONUNDAKİ 10 PUANLIK DÜŞÜŞ MANŞETİ 2,5 PUAN AŞAĞI ÇEKER"
Gıda enflasyonunun toplam TÜFE sepetindeki ağırlığının yüzde 24,44 olduğunu hatırlatan Eresen, bu kalemde sağlanacak düşüşün doğrudan manşet enflasyona yansıyacağını vurguladı:
“Gıda enflasyonunda 10 puanlık aşağı yönlü bir ivme, manşet enflasyonu yaklaşık 2,5 puan aşağı çeker. Bu teknik olarak hesaplanabilir bir etki.”
"300 MİLYAR TL'LİK SEÇİCİ DESTEK PROGRAMI YETERLİ"
Sıkı para politikasına eşlik edecek sıkı maliye politikasının önemine değinen Eresen, geleneksel tasarruf politikalarının ötesine geçilmesi gerektiğini savundu.
Eresen’in önerisi ise dikkat çekici:
“Hazine tarafından ayrılacak yaklaşık 300 milyar TL’lik bir kaynakla, toplamda hazinenin net kaybı olmadan gıda enflasyonunu 10 puan aşağı çekmek mümkün. Üreticinin seçici bazlı maliyetlerini fonlamak, sıfır faizli uzun vadeli kredi sağlamak ve vergi avantajları sunmak suretiyle fiyat artış ivmesini azaltabiliriz. Ancak bu program ürün bazlı ve sıkı takipli olmalı.”
"GETİRİSİ MALİYETİNDEN FAZLA"
Eresen’e göre programın maliyeti kısa vadede yüksek görünse de kamu maliyesine geri dönüşü daha güçlü olabilir.
“Kamuda 3,8 milyon memur ve personel için sosyal güvenlik primleri dahil yıllık 5,5 trilyon TL’lik maaş ödemesi var. SGK bütçesinde yaklaşık 5 trilyon TL emekli maaşı ödeniyor. Bu ödemeler enflasyon oranında artıyor. Manşet enflasyonun 2,5 puan aşağı gelmesi yaklaşık 250 milyar TL’lik bir maliyet avantajı anlamına gelir.”
Bunun yanında 600 milyar TL’nin üzerinde TÜFE’ye endeksli kamu borcu bulunduğunu hatırlatan Eresen, enflasyondaki düşüşün faiz maliyetleri üzerinden de bütçeye katkı sağlayacağını ifade etti.
FAİZ VE KREDİ KANALI DA ETKİLENECEK
Eresen, enflasyondaki düşüşün Merkez Bankası’nın politika faizinde indirim alanı açabileceğini, bunun da Hazine’nin iç borçlanma maliyetini aşağı çekeceğini söyledi.
“Referans faiz düştükçe iç borçlanma oranları geriler. Aynı zamanda ihtiyaç ve ticari kredi faizlerinde de düşüş ivmesi görülebilir. Bu da piyasayı rahatlatır.”
"BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR"
Eresen, mevcut tabloya rağmen enflasyonla mücadelede ilerleme sağlanamamasının politika yaklaşımının gözden geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirterek şunları kaydetti:
“Vatandaşın temel sorunu reel gelirin artmaması ve alım gücünün düşmesi. Enflasyon makul seviyeye inse ve gelirler o seviyede artsa daha sürdürülebilir bir yapı oluşur. Ancak şu an bu noktadan uzağız. Eğer ilerleme kaydedilemiyorsa bir yerde sorun var demektir. O zaman bakış açımızı değiştirmekte fayda var.”