Peru'nun başkenti Lima, çölün ortasında yer almasına rağmen yılın neredeyse tamamını kapalı, nemli ve sisli bir atmosfer altında geçiriyor. Yıllık yağış miktarı sadece 10-15 milimetre olan şehirde, Humboldt Akıntısı ve And Dağları'nın etkisiyle oluşan 'Garúa' sisi, yüksek nem oranını yaratıyor. Bu durum, evlerde küflenmeye neden olurken, halk su ihtiyacını sis ağları aracılığıyla karşılıyor.
Çöl denince akla genellikle kavurucu sıcaklar, sarı kumlar ve masmavi bir gökyüzü gelir. Ancak Güney Amerika'nın en kalabalık kentlerinden biri olan Lima, bu ezberi kökten bozuyor. Peru'nun 10 milyon nüfuslu başkenti, çölün tam ortasında yer almasına rağmen yılın neredeyse tamamını kapalı, nemli ve sisli bir atmosfer altında geçiriyor. Üstelik gökyüzünden tek bir damla bile yağmur düşmeden.
GÖKYÜZÜ SÜREKLİ GRİ AMA ŞEMSİYE KULLANILMIYOR
Lima'ya ilk kez ayak basan bir ziyaretçinin dikkatini çeken ilk şey, gökyüzünü neredeyse tüm yıl boyunca kaplayan kurşuni gri renk oluyor. Hava her an bardaktan boşanırcasına yağmur yağdıracakmış gibi dursa da o beklenen yağmur bir türlü yağmıyor. Yaklaşık 10 milyon nüfuslu bu dev metropolde yıllık yağış miktarı yalnızca 10 ila 15 milimetre civarında. Bu rakam, Lima'yı dünyanın en kurak başkentlerinden biri yapmaya yetiyor. Ancak şehirde kuraklığın getirdiği o kavurucu çöl sıcağı hissi yok. Aksine, yılın büyük bölümünde insanı sarmalayan, kıyafetlere ve cilde sinecek kadar yoğun bir nem hakim.
GİZEMİN ARKASINDAKİ DOĞA MUCİZESİ
Peki, yağmur bulutlarının oluşamadığı bu kent nasıl oluyor da bir nem deposuna dönüşüyor? Yanıt, Pasifik Okyanusu ile And Dağları'nın arasındaki benzersiz coğrafi konumda saklı. Güney Kutbu'ndan kuzeye doğru akan soğuk Humboldt Akıntısı, Lima kıyılarındaki sıcak hava ile temas ettiğinde deniz üzerinde devasa bir sis tabakası yaratıyor. Yerel halkın 'Garúa' adını verdiği bu yoğun, çiseleyen sis, kıyıdan içeriye doğru ilerliyor. Şehrin hemen arkasında bir duvar gibi yükselen devasa And Dağları ise bu nemli havanın iç kesimlere kaçmasını engelliyor. Sis tabakası Lima'nın üzerine adeta bir kapak gibi kapanıyor. Hava kütlesi yükselip gerçek bir yağmur bulutuna dönüşemiyor. Bunun yerine kenti dev bir buhar odasına çeviriyor. Gökyüzünün neredeyse yıl boyunca bu gri renge bürünmesi nedeniyle kent, İspanyolcada 'Lima la Gris' (Gri Lima) lakabıyla anılıyor.
EVLERDE YAĞMUR OLUĞU YOK, KÜFLE MÜCADELE VAR
Bu sıra dışı iklim yapısı, Lima'da günlük yaşamdan mimariye kadar her şeyi şekillendirmiş durumda. Kentteki binaların çatılarında su tahliye boruları, yağmur ızgaraları ya da eğimli çatılar göremezsiniz; çünkü kente dökülecek bir yağmur suyu bulunmuyor. Sokaklarda ise şemsiye kültürü neredeyse sıfır. İnsanlar ıslanmaktan çok nemden korunmak için hafif ceketleri tercih ediyor. Ancak çöl iklimi yaşanmasına rağmen evlerin içindeki nem oranı o kadar yüksek ki, binalardaki küflenme ve gardıroptaki kıyafetlerin nemlenmesi kentin en büyük evsel sorunlarından biri haline gelmiş durumda.
HAVADAKİ NEMİ İÇECEK SUYUNA DÖNÜŞTÜRÜYORLAR
Yağmur yağmayan bir kentte su ihtiyacını karşılamak ise ayrı bir mühendislik ve yaratıcılık gerektiriyor. Lima'nın yoksul tepelerinde yaşayan halk, içme ve sulama suyu elde etmek için dağ yamaçlarına dev 'sis ağları' (fog nets) kuruyor. Havadaki yoğun nem bu ince gözenekli ağlara çarptığında su damlacıklarına dönüşüyor ve altındaki oluklarda toplanarak depolara akıyor. Bu yöntemle gökten tek damla yağmur düşmeden günde binlerce litre temiz su elde ediliyor. Coğrafyanın sınırlarını zorlayan iklimiyle Lima, doğanın kurallarının her coğrafyada nasıl farklı yazılabileceğini gösteren en büyüleyici örneklerden biri olarak varlığını sürdürüyor.