Onlarca yıldır hayvanlardan insanlara bulaşan (zoonoz) hastalıklar söz konusu olduğunda, korkuların merkezinde hep yarasalar yer aldı. Communications Biology'de yayımlanan yeni çalışma, bu algıyı değiştirecek verileri ortaya koydu.
Oklahoma Üniversitesi'nden Dr. Carolyn Cummings liderliğindeki ekip, dünya genelinde yaklaşık 900 memeli türüne ait verileri analiz etti. Araştırmacılar; hastalığın şiddeti, yayılma hızı ve ölüm oranlarını baz alan özel bir "salgın potansiyeli" endeksi geliştirdi. Elde edilen sonuçlar, riskin tüm yarasalara eşit dağılmadığını, aksine belirli evrimsel gruplarda yoğunlaştığını gösterdi.
RİSK SADECE 3 AİLEDE YOĞUNLAŞIYOR
Dr. Cummings, "Tüm yarasaların tehlikeli virüsler taşıdığı fikrinin aksine, sadece belirli türlerin sorun teşkil ettiği ortaya çıktı" ifadelerini kullandı.
Rhinolophidae (Nalburunlu yarasalar)
Molossidae (Serbest kuyruklu yarasalar)
Vespertilionidae (Akşam yarasaları)
Salgını Tetikleyen Asıl Faktör: İnsanlar
Çalışma, biyolojik risklerin ötesinde asıl tehlikenin "insan faktörü" olduğunu vurguluyor. Yüksek salgın potansiyelinin, insanların doğayı en çok tahrip ettiği bölgelerle örtüştüğü belirlendi.
Özellikle Orta Amerika, Güney Amerika'nın kıyı bölgeleri, Ekvator Afrikası ve Güneydoğu Asya; ormansızlaşma, tarım alanlarının genişlemesi ve yapılaşma nedeniyle "küresel risk bölgeleri" olarak işaretlendi. Bu bölgelerde doğal yaşam alanları yok edilen yarasalar, stres altına giriyor. Uzun vadeli veriler, stres ve açlık yaşayan yarasaların virüs yayılımını artırdığını ve ahır, çatı katı gibi insan yaşam alanlarına daha çok yaklaştığını gösteriyor.
YARSALARI ÖLDÜRMEK BÜYÜK BİR TEHDİT
Bilim insanları, korku nedeniyle yarasa kolonilerinin yok edilmesinin ters tepeceği konusunda uyarıyor. İstikrarlı barınakların bozulması, yarasaları strese sokarak virüsün yayılma hızını artırıyor. Ayrıca yarasaların yok olması, böcek kontrolü ve tarımsal üretimde ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir.