1923’te ATATÜRK güneşiyle aydınlanan ulusal ufkumuz İNÖNÜ özeninden sonra giderek kararmaya başladı. Özellikle son yıllarda lâik cumhuriyet karşıtlığı her alanda belirginleşen günümüz iktidarının yönetiminde koyulaşma arttı. Topraklarımızın bağımsızlığını, ulusumuzun özgürlüğünü, ulusal egemenliğin tam anlamıyla yaşama geçişini sağlayıp sürdürmekle yükümlü siyasal iktidarın evrensel, ulusal ve yaşamsal ilkeler konusundaki tutumu kaygı vermektedir.
Yararlanıp her istediklerini rahatça yapma olanağının dayanağı 1982 Anayasası yerine “Yeni Anayasa” çağrılarının içtenliğinden kuşku duyuran çıkışları, demokrasiyi kötüye kullanma, şimdiki durumu daha da geriye götürme çabalarını yansıtmaktadır. Milletvekili andının değişikliği önerilerindeki çarpıklık açıktır. Yandaşları ve buyruklarındaki medya militanlarıyla birlikte istedikleri değişikliğin kendi “Demokratik açılım ve çözüm” süreçlerini gerçekleştirme amacına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Ülkemizin ve ulusumuzun kurtarılışı, devletimizin kuruluşu, varlığını sonsuza değin bağımsız sürdürmek için dayanması gereken ilkelerle değerler bir yana itilerek köktendincilerle bölücü ve yıkıcılara ödün verilerek kaldırılmak istenen “.. lâik cumhuriyet.. -Atatürk ilke ve inkılâpları..-Türk Milleti” sözcükleri ulusal yapımızın temelleridir. Bunları yadsıyarak, kaldırarak varılmak istenen sonuç, şeriata ve diktaya kapı açmaktır. Adsız millet, sözde millettir, tarihi saptırmak ve karalamaktır. Üstelik hukuksal yönden, değiştirilmesi önerilemez ilk dört maddesiyle Anayasa’ya açık aykırılıktır.
BAŞKA NELER?
Basın özgürlüğüne tümüyle aykırı işlemler, memur sınavlarında “ahret” soruları, asker-sivil tutuklamaları, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı’nın “Fetva kurulları” oluşturulması önerisi, Rusya Devlet Başkanı Putin’i haklı çıkaran “İslâmlaştırma” çabaları, üniversitelerin büyük çoğunluğunun Anayasa’da ve Yükseköğretim Kurumları Yasası’nda öngörülen amaç ve ödevlerinden çok siyasal iktidara bağlı olmaları ve bunu bağımlılık durumuna getirmeleri, suskunluk, donukluk ve durgunluklarını sürdürmeleri, Anayasa’nın 174. maddesinde sıralanan “İnkılâp Kanun-
ları”nın hiçbirinin gereğiyle korunmadığı gibi tersine durumlarının giderek arttığı üzüntüyle ve ibretle izlenmektedir.
Siyasal fiyaskolarla sonuçlanan kumpas dâvaları iktidarın içyüzünü ortaya koymuştur. İktidar istemese, destek ve olur vermese, karşı çıksa kumpaslar olabilir miydi? “Ne istediler de vermedik” dedikten sonra Bay RTE’ın “Bana ihanet ettiler” açıklamasıyla tartışılan cemaat ortaklığı sorumluluğu unutulup bağışlanacak türden değil. “Darbe” suçlamalarıyla üstü örtülen 17-25 Aralık 2013 olaylarının gerçek yüzü ortaya çıkmadıkça siyasal ortam aydınlığa ve dinginliğe kavuşmaz.
Özellikle Suriye ve Rusya ilişkileriyle ABD ilişkilerindeki bulanıklık içerdeki aydınlıkla anlamını bulacaktır. Yozlaştırılan demokrasiyi, yıkılan cumhuriyeti yaşamamak için iktidarın karşın (rağmen) demokrasiyi gerçekleştirme çabaları sürecektir.