Ortadoğu'da hızla tırmanan gerilim ve ardı ardına iptal edilen ticari uçuşlar, Avrupa ülkelerini acil tahliye planlarını devreye sokmaya zorladı. Ateş hattında mahsur kalan vatandaşları kurtarmanın bedeli ülkeden ülkeye şok edici bir şekilde değişiyor.
Slovenya devleti, vatandaşlarını evlerine getirmek için 1,5 milyon Euro'luk (77 milyon) bütçeyi gözden çıkarıp tek kuruş talep etmezken; Avrupa'nın ekonomik devi Almanya, kurtardığı her bir vatandaşına yaklaşık 500 Euro'luk "kaçış faturası" kesiyor!
Bölgedeki kaos derinleşirken, iki Avrupa ülkesinin kriz yönetimi ve vatandaşlık hakları konusundaki bu taban tabana zıt yaklaşımının detayları şu şekilde:
SLOVENYA'NIN 1.5 MİLYON EUROLUK 'KUSURSUZ' OPERASYONU
Ortadoğu krizinde en proaktif davranan ülkelerin başında gelen Slovenya, vatandaşlarını yalnız bırakmadı.
Devlet bütçesinden özel tahliye uçuşları için anında 1,5 milyon Euro fon ayrıldı. Şu ana kadar dört kiralık uçakla yaklaşık 550 Slovenya vatandaşı güvenli bir şekilde ülkeye getirildi.
Dışişleri Bakanlığı operasyonları genişleterek Katar, Suudi Arabistan ve Umman'daki vatandaşlarına ulaşıyor. Hatta Katar'daki yolcuların otobüslerle Suudi Arabistan'a nakledilip oradan uçurulması gibi karmaşık lojistik ağlar tamamen ücretsiz olarak organize ediliyor.
ALMANYA'NIN TAHLİYET FATURASI
Slovenya vatandaşları uçaklara tek kuruş ödemeden binerken, Alman vatandaşları için durum tam bir ticari prosedür işliyor. Alman Dışişleri Bakanlığı, savaş bölgesinden kurtardığı kendi vatandaşlarından, ülkeye ayak bastıkları an uçuş masraflarının bir kısmını talep ediyor.
CEZA DEĞİL, 'MALİYET PAYLAŞIMI' SAVUNMASI
Alman yetkililer, mesafeye ve operasyonun zorluğuna göre değişmekle birlikte genellikle ortalama bir ticari uçak bileti fiyatına denk gelen bu 500 Euro civarındaki ücreti bir "ceza" olarak nitelendirmiyor. Berlin yönetimi bunu, “devletin özel bir uçuş düzenlemek için yaptığı ekstra masrafların vatandaş tarafından geri ödenmesi” olarak savunuyor.
Ancak can güvenliği tehlikede olan insanların tahliyesinin bile faturaya bağlanması, "Sosyal devletin sınırları nerede başlar ve nerede biter?" tartışmasını Avrupa'nın gündemine oturtmuş durumda.