Demir kapılar arkasında zaman ve insan

Başkent Üniversitesi'nin kurucusu, Dünya Organ Nakli Derneği Başkanı, sağlık alanında bir çok “ilk”i gerçekleştiren Prof. Dr. Mehmet Haberal, “Kumpas” olduğu anlaşılancaya kadar “Ergenekon Davası” kapsamında 4 yıl 4 ay cezaevinde- hastanenin cezaevi koğuşunda yatırıldı.

Sonsuzluğun sınırsızlığıyla tanımladığımız zaman ile doğum ve ölümün sınırları arasına sıkışan insan yaşamının, ortak bir özelliği vardır: İkisinin de dönüşü yoktur. İnsan yaşamı son sınırına geldiğinde yenilenemez, geçen zaman geri getirilemez. Geri gelmeyecekleri bilinen insan yaşamı ve zaman, ancak gereğince değerlendirildiklerinde bir anlam kazanır.

CEZAEVİ GÜNLERİ

Prof. Dr. Mehmet Haberal, cezaevi günlerini tarihe not düşmek adına “Demir Kapılar Arkasında Zaman ve İnsan” kitabında topladı. “Kişinin kendi dışındaki insanlara yararlı olabilecek hizmetler yapmadan yaşayacağı bir yaşam ve geçireceği zaman, sonlarında pişmanlık duyulacak bir ‘kaybedilmiş yaşam ve zaman' olur diyor.

Silivri Cezaevi Yerleşkesi'ndeki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 17.05.2013 günkü duruşmada, yalnızca tarihe not düşmek amacıyla müthiş bir savunma yapmıştı. İşte o savunmadan bölümler:

“Bugün de bilemediğim bir nedenle, 13 Nisan 2009 tarihinden itibaren 4 yıl 4 ay özgürlüklerimden mahrum edildim, topluma ve insanlığa yapabileceğim hizmetlerimden engellendim. Daha açık bir ifadeyle belirteyim: Yaşamım tutsak alındı, zamanım yok edildi. Artık ne tutsak alınan yaşamımı yeniden yaşayabilirim, ne yok edilen zamanımı geri getirebilirim. Neden tutsak edildiğimin yanıtı hala verilemedi.”

AKP, OTELİMDE KURULDU

-“İki şeyin dönüşü yoktur: Bunlardan biri zamandır, biri de insan yaşamıdır. Zaman gitti mi geri dönmüyor. Hazreti Ömer: ‘Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz, kaçan fırsat, geçen zaman bir daha geri gelmez' diyor.

-Yaptığım her şey milletimiz içindir. Başkent Üniversitesi'nde binlerce insanın çalıştığı, binlerce öğrencinin bulunduğu bir kurum santrali var. Şimdi bu santralden yapılan görüşmelerin tümünü sanki hep ben yapmışım. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan?

Ben otelleri, sosyal tesis olarak kurdum. Gerek Kızılcahamam'daki otelde, gerekse Gölbaşı'ndaki otelde bütün partiler toplantılar yaparlar. Bugünkü İktidar Partisi de toplantıları Gölbaşı Patalya Oteli'nde yaparak kuruldu.

KUSURA BAKMASIN

-Ben sözde Ergenekon Terör Örgütü'nün gizli başkanıymışım, gizli toplantılar yapmışım. Gizli yapıldığı söylenen toplantı iddiaları kesinlikle söz konusu değil. Bu toplantılar tamamen herkese açık, sonunda kesinlikle bildiri ile açıklama yapılan toplantılardır. Savcı kusura bakmasın, eğer illa bir suç bulmak istiyorsa, o başka şey! Bizim yaptığımız her şey ‘Acaba ülkemizdeki sorunlar daha iyi nasıl halledilebilir?' hedefine yönelik ve Meclise olan saygı nedeniyle ülkede demokrasinin daha sağlam temellere oturması için yapılan bir harekettir.

HASTANEDE LİDERLER TOPLANTISI

-Merhum Başbakan Bülent Ecevit, Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde ekibimiz tarafından çok başarılı bir şekilde tedavi edildi ve o kadar ki, Sayın Başbakan hastanede yatarken dahi hastanemizde liderler toplantısı yaptı. Hani söyleniyor ya: ‘Başbakana İş Görmezlik Raporu, mutlak yatak istirahatı verilecekmiş' diye. Böyle bir şey olabilir mi?

-Tayyip Bey, zaten zaman zaman, sadece Tayyip Bey değil Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı, diğer değerli arkadaşlarımız Başkent Üniversitesine devamlı gelen insanlardır. Dolayısıyla, bu mizah bile maalesef savcı tarafından adeta bir örgüt organizasyonu olarak gündeme getirilmiş.

CUMHURBAŞKANI ADAYI

Savcı diyor ki; o kadar konuştuk; belgelere dayalı olmasına rağmen inandırıcı bulmamış bu bana yapılan teklifi. Şöyle söyleyeyim: Benim hiç bilgim yoktu. 22 Nisan 2000 öğleden sonra Meclis dışından Demokratik Sol Parti Genel Başkanı, Sayın Başbakan ‘Bizim Cumhurbaşkanı adayımız Mehmet Haberal'dır' diye haberlerde ilan ettiler.  Bana da, ‘Siz talep etmediniz biz sizi aday gösterdik' dedi. Benim hiç bilgim yok.

-Meclis, dışından Cumhurbaşkanı seçmek istiyor.  Demokratik ülkelerde direksiyonda olan Meclistir. Bütün kararlar Meclisten çıkmalıdır. Çünkü, ‘Hakimiyet kayıtsız, şartsız Milletindir.'  Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Meclis'in içinden seçilmelidir. Bu, benim anlayışımdır.

HERKESİN HAKKI

Yaşadığımız bu ortam insanın değerini, zamanın kıymetini, kendimize yapılmasını istemediğimiz bir hareketi, bizim de başkalarına yapmamamız gerektiğini, özgür yaşamanın ne derece büyük zenginlik, Allah'ın emri ve devletin temeli olan adaletin herkesin hakkı olduğunu da belirtelim.

Değerli meslektaşlarım Müyesser Yıldız, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç da hakları olan adaleti demir parmaklıklar arkasında beklemeye devam ediyor. Unutmayın insan hayatı ve geçen zaman geri gelmiyor…