Mehmet Serbes
Mehmet Serbes

Bu sıcakta Başsavcı da klimasız oturuyor

Adana yıllar sonra büyük paralar harcanarak çok görkemli bir Yeni Adliye binasına kavuştu.

Binalar, salonlar, odalar her şey çok güzeldi.

Açılış zamanları kış aylarına rastladığı için içeri girenler Adana'nın nemli soğuğundan sıcacık bir ortama giriyorlardı.

Sımsıcak içini ısıtan bir bina vardı karşılarında.

Ama aynı sıcaklığın yazın da devam etmesini hiçbir Adanalı istemez değil mi?

Ne yazık ki aynı sıcaklık yazın da devam etti.

Çünkü Yeni Adliye binasının büyük bir yatırımla tesis edilen klima sistemi, 15 gün çalıştıktan sonra arıza yapmıştı.

İçeri giren çıkan hakimler, savcılar, avukatlar, vatandaşlar şikayet ediyorlardı.

Hatta avukatlar kendi aralarında Yeni Adliye Sarayı'na Cehennem Sarayı diye bir ad da takmışlardı.

Ancak Yeni Adliye Binası çok büyük bir bina ve klima tesisleri de çok karmaşık ve kapsamlı bir organizasyondan müteşekkil olunca sorunun çözümü de o kadar kolay olmuyordu.

Sayın Başsavcı Bilal Gümüş, bu sorunun giderilmesi için derhal harekete geçti.

Çözümün bir ayağı Ankara'ya dayanıyordu.

Görüşmeler, telefonlaşmalar, yazışmalar, mailleşmeler derken yeni yapılması gereken pano ve diğer tesislerin yapımı, projesi, ödemesi elbette zaman alacaktı, çünkü söz edilen yer bir apartman dairesi değil, koskoca bir Adliye sarayı idi.

Bu sırada Başsavcı Bilal Gümüş, en azından vatandaşların rahat etmesi için, yurttaşların en çok giriş çıkış yaptıkları, bekledikleri yerlere 9 adet büyük klima aldırdı ve bir nebze olsun rahatlama sağladı.

Bu arada sayın Başsavcı sırf empati yapmak için, sıcakta çalışan diğer hakim ve savcılar ile avukatlardan ayrıcalıklı olmamak için kendi odasında ayrı bir klima olmasına rağmen klimayı açtırmıyor, bu sıcakta kapı pencere açık oturuyordu.

Ben de birçok kereler buradan geçtiğimiz için Başsavcının burada ter içinde çalıştığını gördüm.

Doğrusu takdir ettim.

Adana Cumhuriyet Başsavcısı Bilal Gümüş

Çünkü o makamın en yüksekteki kişisi olarak kapısını penceresini kapattırıp, serin serin klimasını açıp oturabilirdi.

Ama kendisini diğer hakim ve savcılardan, avukatlardan, vatandaşlardan ayırmamak için böyle bir yöntem izleyen Başsavcı Bilal Gümüş'ü takdir etmek mümkün değil.

Zaten öğrendiğime göre de sorunun çözümü an meselesiymiş.

Çok kısa zamanda yeniden adliyede serin rüzgarlar esecekmiş.

Öte yandan Adana'ya son yıllarda kazandırılan bir başka adliye binası ise Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) binası idi.

Bu dev yapı gerçekten de tüm görkemiyle Yüreğir'i süslüyor, adaletin sarsılmaz terazisini tesis etmek üzere yükseliyordu sanki…

Ancak bu bina hizmete açılalı belli bir süre olmasına rağmen bir takım ayrıcalıklı uygulamalar olduğu yönünde şikayetler geliyor.

Bunlardan bir tanesi, hakim ve savcılar adliyeye geldiğinde otoparka girerken araçlarında bomba araması yapılmadan direk garaja iniyorlar ama çalışan diğer müdür, memur ve diğer personeller kapıda durdurularak sıkı bir kontrolden geçiriliyorlar.

Adana Bölge Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun

Bu ayrım neden?

Geçmişte FETÖ'cü çok sayıda hakim, savcının yakalandığını hele bunlardan bir kısmının da elebaşı niteliğinde olduğunu düşünürsek bu insanları direkt olarak aklayıp, çalışan personeli potansiyel sakıncalı olarak görmek yanlış bir uygulama değil mi?

Bence ayrım yapılmamalı, kurallar mevkiye bakılmaksızın eşit uygulanmalı.

Bir de bana gelen şikayetlerden en dikkat çekici olanı ise vatandaşlar şöyle anlatıyorlar:

“Adliye binası yeni yapıldı. Ama yapıldıktan hemen sonra koca bahçesinin önündeki seramikler söküldü yeniden yapılmaya başlandı, o da bir türlü bitmedi bir yıla yakındır hala devam ediyor…”

Ayrıca adliye çalışanları yaklaşık 10 maddelik bir sorun paketini çözmesi için Adana Bölge Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun'a iletmişler fakat hiçbir cevap alamamışlar. Sorunlar da çözülmemiş.

Mutlaka sayın Beytorun'un bu konuda düşündükleri ve tasarrufu vardır. Belki bizim bilmediğimiz konular ve basına yansımayan durumlar söz konusu olabilir. Tabi buradan yeni bilgiler alırsak bunları da yazarız.

Ormanlarımızın yandığı içimizin kahrolduğu şu günlerde bir an önce serinletici haberler vermek dileğiyle…