Kalabalık bir kafe, ofis ortamı veya bir aile yemeği... Mekan değişse de bazı sohbetlerdeki örüntü hiç değişmiyor. Konuşma ne kadar dağılırsa dağılsın, görünmez bir mıknatıs gibi sürekli aynı kişinin etrafına dönüyor, hikayeler yarıda kesiliyor ve masadan kalkıldığında bir taraf kendini açıklanamaz bir şekilde "yorgun" hissederken, diğer taraf güçlenmiş olarak ayrılıyor.
Psikoloji dünyası, bu durumu "bencil dil kullanımı" olarak tanımlıyor. Bencil karakterdeki bireyler, genellikle "Ben bencilim" diyerek ortama girmezler; bunun yerine, konuşmanın akışını kendi konfor alanlarına ve ihtiyaçlarına çeken sinsi dil kalıplarını kullanırlar. İşte bencil dilin konuşmaları sessizce çarpıttığı 3 kritik strateji...
SADECE AÇIK SÖZLÜYÜM
Bencil dilin en sık başvurduğu kamuflaj, "dürüstlük" kavramıdır. Bir kişi, kırıcı veya incitici bir yorum yaptıktan hemen sonra "Ben sadece dürüst oluyorum" savunmasına geçiyorsa, bu bir uyarı işaretidir. Bu stratejide, karşı tarafın incinmesi veya irkilmesi durumunda hemen ikinci hamle gelir: "Çok hassassın."
Bu noktada konuşmanın ekseni, yorumu yapan kişinin nezaketsizliğinden çıkarak, maruz kalan kişinin sözde "kusuruna" (aşırı hassasiyetine) kayar. Böylece fail, dürüstlük timsali olurken, mağdur suçlu durumuna düşer.
"ABARTIYORSUN"
İkili ilişkilerde sıkça rastlanan bir diğer örüntü, duyguların reddedilmesidir. Bir tartışma anında taraflardan biri, bir davranışın kendisini neden üzdüğünü açıkladığında, karşıdan gelen "Aşırı tepki veriyorsun" veya "Öyle demek istemedim" cevabı, iletişimi kilitler.
Bu cümlelerle birlikte odak noktası, mağdurun "hissettiği acıdan", failin "niyetine" kaydırılır. Kişi, kırdığı için özür dilemek yerine, kendini "iyi niyetli ama yanlış anlaşılmış" biri olarak savunmaya başlar. Sonuç olarak, incinen kişinin duyguları ikinci plana atılır ve konu tamamen saptırılır.
"BEN DAHA KÖTÜSÜNÜ YAŞADIM"
Bencil dilin bir diğer özelliği, empati kurmak yerine sahne çalmaktır. Bir kişi yaşadığı zor bir durumu anlatırken, karşı tarafın "Bu da bir şey mi, ben daha kötülerini yaşadım" diyerek araya girmesi, paylaşımı bir rekabete dönüştürür. Bu tavır, anlatıcının deneyimini önemsizleştirir ve dikkati tekrar "baskın karaktere" çeker.