Evrendeki tüm gezegenler alışık olduğumuzun aksine bir ana yıldızın yörüngesinde düzenli bir hayat sürmüyor. Bazıları, oluşum süreçlerindeki şiddetli kütleçekimsel etkileşimler sonucunda sistemlerinden dışarı fırlatılarak uzay boşluğuna sürgün ediliyor.

Bir yıldızın ışığından mahrum oldukları için "transit" gibi geleneksel yöntemlerle bulunamayan bu gezegenleri tespit etmek için bilim insanları "mikromerceklenme" yöntemini kullanıyor.

Uzaktaki bir yıldızın ışığının, önünden geçen karanlık bir nesnenin kütleçekimiyle bükülüp parlaması prensibine dayanan bu yöntemde, bugüne kadar nesnenin kütlesi ve uzaklığı arasında tam bir hesaplama yapılamıyordu.

KMT-2024-BLG-0792 adı verilen bu yeni gezegen, hem yeryüzündeki teleskoplar hem de uzaydaki Gaia teleskopu tarafından aynı anda gözlemlenerek bir ilke imza attı.

Gaia'nın uzaydaki konumu sayesinde gerçekleştirilen "mikromerceklenme paralaksı" hesaplamaları, kütle-uzaklık belirsizliğini ortadan kaldırdı.

Elde edilen verilere göre, Jüpiter’in kütlesinin yaklaşık yüzde 22’si kadar kütleye sahip olan bu gezegen, Dünya'dan yaklaşık 10 bin ışık yılı (3 bin parsek) uzaklıkta bulunuyor.

Bu keşif, bilim dünyasında "Einstein Çölü" olarak bilinen ve gezegenler ile kahverengi cüceler arasındaki kütle boşluğunu ifade eden kavrama da ışık tutuyor.

Araştırmacılar, başıboş gezen nesnelerin çoğunlukla "alt-Neptün" kütlesinde olmasının evrenin dinamik yapısını doğruladığını belirtiyor.

Daha ağır gezegenlerin sistem dışına itilmesinin zorluğu, uzayda sürüklenen bu "sürgün" dünyaların neden genellikle orta ölçekli kütlelere sahip olduğunu açıklıyor.