Kanada’dan Almanya’ya, hantavirüsün pençesinden kurtulanların anlattıkları kan donduruyor. Bir yolcu gemisinde patlak veren ölümcül salgınla yeniden gündeme gelen bu sinsi virüs, neden "işkence" olarak tanımlanıyor? İşte fare dışkısından yoğun bakıma uzanan o dehşet dolu süreç.

Lorne Warburton ve Christian Ege, hantavirüsle tanışana kadar adını bile duymamışlardı. Her ikisi de hikayesine aynı cümleyle başlıyor: "Sadece ağır bir grip olduğunu düşündüm."

Covid benzeri vücut ağrıları, kronik baş ağrısı, yorgunluk ve kusma gibi belirtileri yaşayan Lorne için durum saniyeler içinde "nefes alamama" ve "sırılsıklam terleme"ye dönüştü. Sonuç; yaşam destek ünitesine bağlı 3 hafta.

Virüsün bulaşması için fare tarafından ısırılmanıza gerek yok

Hantavirüsün size bulaşması için bir fare tarafından ısırılmanıza gerek yok.

Lorne’un hikayesi: Tavan arasında eski bir halıyı silkeledi ve havaya karışan kurumuş fare dışkısını soludu.

Christian’ın hikayesi: Bahçesinde ölü bir fare bulan oğluyla oyun oynarken virüsle temas etti.

Virüs genellikle kemirgenlerin idrar ve dışkılarının havaya karışmasıyla (solunum yoluyla) bulaşıyor. Bu kişisel hikayeler, MV Hondius adlı yolcu gemisindeki trajediden sonra tekrar önem kazandı. Arjantin açıklarında 3 yolcunun hayatını kaybettiği salgında, virüsün nadir bir varyantı olan ve insandan insana bulaşabilen "Andes" suşu tespit edildi. Şu an birçok yolcu farklı ülkelerde karantina altında.

Tedavisi yok

Hantavirüsün henüz spesifik bir aşısı veya ilacı bulunmuyor. Tedavi tamamen semptomatik ve vücudun direncinin desteklenmesine dayanıyor. Lorne, eski gücüne kavuşmasının tam 1,5 yıl sürdüğünü söylüyor: "İki adım ileri, dört adım geri attığım mikro-bebek adımları gibiydi."

İyileşmiş olsa da Lorne bugün hala kalp ritim bozukluğu (atriyal fibrilasyon) ile yaşıyor.

Hastalığı atlatanların ortak bir mesajı var: Hayatı artık asla hafife almıyorlar. Lorne’un şu sözleri durumu özetliyor:

"Yoğun bakımda geçen haftaların ardından içtiğim ilk taze, temiz su, hayatımda tattığım en güzel şeydi."