İlk kez 2021 yılında bilimsel olarak tanımlanan misokinezi, kelime anlamıyla "hareket nefreti" anlamına geliyor. Psikolog Sumeet Jaswal, bu durumu, “Bir başkasının el ya da ayak gibi uzuvlarını amaçsızca ve tekrarlayan şekilde hareket ettirmesini görmekle tetiklenen yoğun bir olumsuz duygusal tepki” olarak tanımlıyor.

Misokinezi, işitsel uyarana karşı gelişen misofoniyle benzerlik taşısa da, burada tetikleyici unsur ses değil, görüntü yani hareket. Yapılan deneylerde 4 binden fazla katılımcıyla elde edilen veriler, toplumun yaklaşık yüzde 33’ünün bu durumdan etkilendiğini gösteriyor.

Araştırma sonuçlarına göre misokinezi, kişinin sosyal ilişkilerinde, iş yerinde ya da eğitim hayatında anksiyete, öfke ve huzursuzluk gibi duygusal tepkilere neden olabiliyor. Bazı kişiler, bu durumla başa çıkamayıp sosyal ortamlardan kaçınmayı bile tercih edebiliyor.

Peki, insanlar neden bu kadar rahatsız oluyor? Bilim insanları bu sorunun yanıtını beyindeki "ayna nöronlar"da arıyor. Ayna nöronlar, bir hareketi hem yaptığımızda hem de başkasında gördüğümüzde devreye giren beyin hücreleri. Jaswal, bu mekanizmayı şu sözlerle açıklıyor: “Birinin canı yandığında bizim de yüzümüzü buruşturmamız gibi.”

Bu durumda, misokinezi yaşayan bir kişi, karşısındakinin kaygısını beyin yoluyla kendine yansıtıyor olabilir ve bu da onu istemsizce huzursuz hale getiriyor. 2024 yılında yapılan ek bir çalışmada, bu bireylerin dikkatlerini başka yöne kaydırmakta zorlandığı ve sorunun dikkat dağınıklığından çok, dikkat bırakamama hali olduğu belirtildi.

Bilimsel araştırmalar her ne kadar yeni başlamış olsa da, misokinezi hem yaygın hem de etkisi göz ardı edilemeyecek düzeyde. Psikolog Todd Handy, bu durumu yaşayan kişilere, “Yalnız değilsiniz. Bu sorun sandığınızdan çok daha yaygın ve yaşadığınız şey gerçek” sözleriyle sesleniyor.