İsveç’teki Chalmers Teknoloji Üniversitesi ile Norveç’teki Oslo Üniversitesi’nden araştırmacılar, özellikle hastalığın beyin içinde yeni başlamaya hazırlandığı prodromal evreye odaklandı. Bu evre, ana belirtiler ortaya çıkmadan önce 20 yıla kadar sürebiliyor. Araştırmacılar, DNA onarım mekanizmaları ve hücresel stres tepkileriyle ilişkili biyobelirteçlerin kanda ölçülebildiğini ve bunların hastalığın erken biyolojisini yansıttığını vurguladı.
Oslo Üniversitesi’nden biyostatistikçi Annikka Polster, belirledikleri biyobelirteçlerin kan örnekleriyle ölçülebildiğini ve bunun geniş çaplı tarama testlerinin önünü açabileceğini söyledi. Polster’a göre bu yöntem, maliyet açısından uygun ve kolay erişilebilir bir seçenek sunuyor.
Araştırma, Parkinson ilerledikçe dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybının hareket, düşünme ve hafıza üzerinde olumsuz etkiler yarattığını hatırlatırken, son yıllarda hücresel dayanıklılıktaki azalma ve DNA bakımındaki sorunların bu hasarın arkasındaki nedenler arasında gösterildiğini aktarıyor.
Üç yıl süren çalışmada araştırmacılar, 188 sağlıklı kontrol katılımcısının, 393 ileri evre Parkinson hastasının ve hastalığın henüz başlangıç aşamasındaki 58 prodromal Parkinson hastasının kan örneklerindeki gen ifadelerini takip etti.
Üç grup arasındaki karşılaştırmalar, DNA onarımı ve hücresel stres yanıtlarıyla ilişkili genlerdeki farklılıkların ve bunun kan hücrelerine yansıyan etkilerinin, sağlıklı bireylerle prodromal Parkinson hastalarını ayırt etmede yüksek doğruluk sağladığını gösterdi. Bazı durumlarda bu doğruluk oranı yüzde 91’e kadar çıktı.
Dikkat çekici bir bulgu ise hücresel stres belirteçlerinin, hastalığı tamamen gelişmiş kişilerde kanda görülmemesiydi. Bulgular, Parkinson’ın başlangıcında hücrelerde adeta bir “acil durum” tepkisi oluştuğunu, ancak hastalık ilerledikçe bu mekanizmanın etkisini yitirdiğini düşündürüyor. Polster, bunun beyin hasarına bağlı motor semptomlar ortaya çıkmadan önce hastalığın saptanabileceği önemli bir fırsat penceresi sunduğunu ifade etti.
Parkinson’a özgü titreme ve motor kontrol sorunları ortaya çıktığında, beyindeki ilgili hücrelerin yüzde 50 ila 80’inin zaten hasar görmüş ya da kaybedilmiş olabileceği belirtiliyor. Chalmers Teknoloji Üniversitesi’nden sistem biyoloğu Danish Anwer, çalışmanın hastalığın erken tanımlanmasını kolaylaştırma ve ilerlemesini daha yolun başındayken yavaşlatma açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.
Araştırmacılar, bu tür bir kan testinin uygulamaya girmesinin yaklaşık beş yıl sürebileceğini tahmin ediyor. Beyin taramaları ve diğer Parkinson tarama yöntemleriyle karşılaştırıldığında kan örneği almanın basit, hızlı ve zahmetsiz olduğuna dikkat çekiliyor.
Ayrıca geliştirilmekte olan tek kan testi yaklaşımının bu olmadığı da vurgulanıyor. Dünya genelinde 10 milyondan fazla insanı etkileyen ve henüz kesin bir tedavisi bulunmayan Parkinson hastalığında, en büyük umut hastalığı çok erken evrede yakalayabilmek olarak görülüyor. Çalışma, npj Parkinson’s Disease dergisinde yayımlandı.