Aile Dayanışma Ağı’nın 24. buluşması, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde, Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirildi. Buluşmada; İBB Başkanı, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki hücresinden Saraçhane’ye yolladığı ‘deprem mektubu’nu, eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu okudu. 6 Şubat'ta kendisinin, tutuklu belediye başkanlarının ve çalışma arkadaşlarının ilk günden itibaren bölgede olduğunun altını çizen İmamoğlu, “Bizler, bir yıla yakın süredir hapisteyiz; depremde yaşadığımız kayıplarda sorumluluğu olanlarsa hiçbir ceza almadan hayatlarına devam ediyorlar. Bugün ülkemiz bir avuç muhterisin siyasi hırsı nedeniyle İstanbul'u ve ülkemizi depreme, afetlere hazırlamak konusunda çok değerli katkılar sunacak insanların deneyimlerinden faydalanamıyor" dedi.

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) 24. buluşması, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde, Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirildi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ve bir grup vatandaş topluluğu da 24’ncü ADA buluşmasına destek verdi. Aileler adına basın açıklaması yapan Dilek Kaya İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve 21,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı eşi Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki hücresinden Saraçhane’ye yolladığı 'deprem mektubunu' kamuoyu ile paylaştı.

'GÜÇLÜ DAYANIŞMAYI ASLA UNUTMAYACAĞIM'

İmamoğlu, eşi tarafından okunan mektubunda şunları söyledi:

“Aile Dayanışma Ağı'nın değerli üyeleri… Adalet arayışımıza destek veren kıymetli katılımcılar… Hepinize Silivri zindanından en sıcak selamlarımı sunuyorum. Öncelikle 19 Mart'tan bu yana sergilediğiniz dayanışma ve onurlu duruşunuz için yürekten teşekkür ediyorum. Bugün 6 Şubat 2023, Kahramanmaraş depreminin üçüncü yıl dönümü. Acımız hâlâ taze, yaramız derin. Bu büyük deprem felaketinde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı rahmetle anıyorum. Tüm Türkiye'ye baş sağlığı diliyorum. Deprem bölgesindeki sorunların bir an önce giderilmesini diliyor ve talep ediyorum. 6 Şubat depreminde yaşadığımız acıyla birlikte, o günlerde milletçe sergilediğimiz güçlü dayanışmayı da asla unutmayacağım. Dayanışma duygusu tabii ki çok güzel ama dayanışma ihtiyacı duymadığımız güvenli, adil ve özgür günlerde yaşamak da bir o kadar ihtiyaç.

Üç yıl önce, depremin haberini ilk aldığım an hissettiklerim, dün gibi aklımda. Büyük bir üzüntü duymuş, deprem sonrası müdahalelerde yaşanan gecikme ve eksiklikler karşısında şaşkınlığa düşmüştüm. Şanlı ordumuzun yurttaşlara yardım için kışlalarından çıkmasına izin verilmemesi nedeniyle şaşkınlığım da artmıştı. Hemen çalışma arkadaşlarımla bölgeye destek vermek için ne yapabileceğimizi konuştuk ve hızla koordine olarak harekete geçtik. İstanbul'un yardım elini deprem bölgesine uzattık. İlk günden itibaren sahadaydık. Nerede desteğe ihtiyaç varsa, koştuk. Araçlarımızla, değerli İBB personellerinin özverisiyle, itfaiyemizle, çadırlarımızla, sağlıkçılarımızla, sosyal destek birimlerimizle canla başla çalıştık. Arama kurtarmadan altyapıya, sağlıktan beslenmeye, ulaşımdan rehabilitasyona, barınmadan temizliğe her alanda depremzede kardeşlerimizin yanında olduk.

'DEPREM BÖLGESİNDE EMEK VEREN ARKADAŞLARIMIZ ÖZGÜRLÜKLERÜNDEN MAHRUM'

Bugün tıpkı benim gibi siyasi nedenlerle tutsak edilen belediye başkanlarımız da oradaydı. Onlar da büyük bir sorumluluk ve dayanışma duygusuyla sahadaydılar. Deprem bölgesine yardım için insan üstü emek veren Genel Sekreter Yardımcılarımız Erdal Celal Aksoy, Arif Gürkan Alpay bugün tutsak, Mahir Polat ev hapsinde. Daire Başkanlarımız Yavuz Saltık, Taner Çetin, Kağan Sürmegöz, Engin Ulusoy özgürlüklerinden mahrum. İstanbulluların dayanışmasını deprem bölgesine ulaştırmak için Yenikapı’da kurduğumuz koordinasyon merkezinde gece gündüz demeden canla başla çalışan Esra Huri Bulduk, Nuri Cem Ceylan, Şehide Zehra Keleş Yüksel tutuklu. Bizler, bir yıla yakın süredir hapisteyiz; depremde yaşadığımız kayıplarda sorumluluğu olanlarsa hiçbir ceza almadan hayatlarına devam ediyorlar. Bugün ülkemiz bir avuç muhterisin siyasi hırsı nedeniyle İstanbul'u ve ülkemizi depreme, afetlere hazırlamak konusunda çok değerli katkılar sunacak insanların deneyimlerinden faydalanamıyor. Resul Emrah Şahan, Tayfun Kahraman, Buğra Gökçe, Gürkan Akgün, Ramazan Gülten gibi kıymetli şehir plancılarının bu alanda yapabilecekleri hayati önem taşıyor. Fakat ne yazık ki bir avuç muhteris, aklını ve tüm mesaisini ülkemizi depreme hazırlamaya değil, iktidarını korumak için kötülük planlamaya ayırıyor.

Kıymetli aileler; müsterih olun. Ananızla, babanızla, eşinizle, evladınızla, kardeşinizle gurur duyun. Onlar, bu millete hizmet etmek dışında hiçbir suç işlemediler. İstanbul için gece gündüz çalıştılar. İstanbul'u aştılar; nerede, neye ihtiyaç varsa hizmete koştular. Depremde nice can kurtardılar, nice hayata dokundular. Yüz binlerin, milyonların hayır duasını aldılar. Hiç şüpheniz olmasın ki, yalnız değiliz. Millet bizimledir. İnsan hayatını hiçe sayan, yaşam için değil rant için çalışan bu akıldan ülkemizi kurtaracağımız günler yakındır. Depreme dirençli ve güvenli kentleri, toplumsal barış ve huzur ortamını bizler, hep birlikte inşa edeceğiz. Bu güzel ülkeye adaleti, demokrasiyi, barışı yeniden getireceğiz. Bu enkazı birlikte kaldıracak, birlikte güzel bir geleceğe yürüyeceğiz. Her şeyden önemlisi insanın, doğanın, ağacın, suyun, kurdun, kuşun yani yaşamın betondan ve ranttan değerli olduğunu yeniden hatırlayacağız. 6 Şubat Kahramanmaraş depreminde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum. Bir daha böyle acıların yaşanmaması için tüm varlığımla mücadele edeceğime söz veriyorum. Yeniden bir araya geleceğimiz özgür günlerin hasretiyle hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

DİLEK KAYA İMAMĞLU: YARALARIMIZ HALA AÇIK ACIMIZ TAZE

Aileler adına basın açıklaması yapan Dilek Kaya İmamoğlu da şöyle konuştu:

“Aile Dayanışma Ağı olarak her hafta bir araya geliyoruz. Birbirimize tutunuyoruz, yaralarımızı birlikte sarıyoruz. Bugün de aynı duygularla bir aradayız. Fakat bugün burada olmamızın bir sebebi daha var. Bugün 6 Şubat. Bu tarih, hepimizin yüreğinde ağır bir iz, dinmeyen bir sızı… Kayıplarımızı, çaresizliğimizi, çağıramadığımız yardım çığlıklarını hatırlatan bir gün. Yaralarımız hâlâ açık, acımız hâlâ taze. Birazdan bugüne dair hislerimi sizinle paylaşacağım. Ama izin verirseniz, içimde büyüyen bir başka acıyı, devam eden yargı tacizlerine dair birkaç cümleyi de dile getirmek istiyorum.

'AİLEMİZ HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR'

İki gün önce abim, akıl almaz iftiralarla gözaltına alındı. Bir diğer abim de zaten aylardır tutuklu. Kayınpederim, evladım… Ailemiz, sistemli biçimde hedef haline getiriliyor. Şunu açıkça söylemek zorundayım: Dünyanın hiçbir yerinde, düşman hukukunda bile aileler işin içine çekilmez. Aileler, siyaseten hedef gösterilmez. Aile bireylerinin itibarı üzerinden siyaset yapılmaz. Bugün, en temel insani değerlerin bile ayaklar altına alındığı bir sürecin içindeyiz. Siyasi hesaplar uğruna, algı yaratmak için son derece çirkin yöntemler uygulanıyor. Hukuka, vicdana, ahlaka sığmayan uygulamalarla karşı karşıyayız. Dedikodular, söylentiler, iftiralar delil yerine konuluyor. Gözaltına alınan insanlara, ‘İmamoğlu’na, ailesine ya da çevresine iftira atarsan kurtulursun’ yöntemi uygulanıyor. Artık yeter! Ailelerimiz üzerinden elinizi çekin. Masumiyet karinesine saygı gösterin. Lekelenmeme hakkını çiğnemeyin. Hukuku, siyasetin aparatı haline getirmeyin. Biz, evrensel hukuk değerlerine dayanan bir yargılama istiyoruz. Biz, toplumun vicdanını yaralamayan bir hukuk düzeni istiyoruz. Yaşamın her alanında adalet istiyoruz.

3 yıl önce bugün, hepimiz çok büyük bir acıya uyandık. Kahramanmaraş depremi, tüm Türkiye’yi çok büyük bir yasa boğdu. Günlerce, haftalarca, aylarca uyumadık. Acıda, hüzünde, öfkede ortaklaştık. Bir yandan ağladık, bir yandan canla başla çalıştık. Büyük bir dayanışma ağı kurduk. Acımızı kalbimize gömüp, kardeşlerimize yardıma koştuk. Tarihimizin belki de en ağır günlerini, gecelerini birlikte yaşadık. Depremde kaybettiğimiz tüm canlarımızı rahmetle anıyorum. Hepimizin başı sağ olsun. En büyük temennimiz, bu büyük acıların tekrar yaşanmaması, geçen üç yılın ardından deprem bölgesindeki mağduriyetlerin bir an önce giderilmesidir. Bugün burada olmamızın sebebi, sadece depremde kaybettiklerimizi anmak değil, olmamalı da. Aramızdan ayrılanların her biri yüreklerimizde derin bir boşluk bırakıyor. Geride kalanlar, omuzlarında çok ağır bir yükle hayata tutunmaya çabalıyor. Bu büyük acıları görünür kılmak hepimizin boynunun borcudur. İyi bir planlama, güçlü bir denetleme ve insan yaşamına verilen değerle bu ölümlerin önüne geçebilirdik. Bunu hep hatırlamalı ve her fırsatta dile getirmeliyiz. Bu gerçekle yüzleşmeliyiz. Bu gerçek, hepimizin içine dert olmalı. Dert olmalı ki sorumlulardan hesap soralım. Bebeğini toprağa vermiş bir annenin, öksüz kalmış bir yavrunun, göçük altında saatlerce çocuğunun elini tutmuş bir babanın acısını ancak böyle hafifletebiliriz. Ve daha önemlisi, bu büyük acıların tekrar yaşanmamasını ancak böyle sağlayabiliriz.

Hayatın her alanında yaşadığımız hak ihlalleri ve hukuksuzluklar, ne yazık ki deprem sonrasında bile devam ediyor. Denetimsizliğin ve ihmallerin hesabı gerektiği gibi sorulmuyor. Üç yılın ardından, hâlâ konteynerda yaşayan depremzedeler var. Onların haklı feryatlarını bastırmaya, hiçbir algı çalışması yetmez. Sunulan makyajlı görüntülerin ardında yaşanan acı hayatları biz biliyoruz. Türkiye biliyor. İnsanların hayatından yıllar götüren bu gecikmelerin bedelini kimse ödemiyor. Hatta deprem fırsata çevrilerek, kamulaştırmalar ve el koymalarla depremzedeler bir kez daha mağdur ediliyor. İsias Otel’de kaybettiğimiz çocuklarımızın yarım kalan hayatlarının hesabı sorulmadı, sorulamadı. Ailelerin haklı hukuk mücadeleleri yıllardır sürüyor. Çocuklar bizim en kıymetli varlıklarımız. Çocuğunu kaybetmek bir insanın yaşayacağı en büyük acı. Biz, evlatlarımızın hesabını sormayacaksak, neyin, kimin hesabını soracağız?

Seçilmiş belediye başkanlarını, çok değerli bürokratları, çalışma arkadaşlarını siyaseten tutsak etmek için hızla harekete geçen yargı; sıra deprem suçlarına geldiğinde suspus oluyor. Deprem sonrasında bölgeye en hızlı şekilde intikal eden Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediye başkanları ile yol arkadaşları bugün cezaevinde. En acı günlerde hizmet için sahada olanlar tutuklu. Oysa insanlara mezar olan binaları inşa edenler, bu binaların yapımına izin verenler, denetleme görevini yerine getirmeyenler dışarıda. Bu mudur hukuk, bu mudur adalet? Ekrem İmamoğlu; henüz siyasete atılmadan önce, 1999 depreminde sahadaydı. 6 Şubat 2023’te de ilk andan itibaren büyük bir sorumluluk duygusuyla sahada oldu. Elini deprem bölgesinden hiçbir zaman çekmedi. Nerede desteğe ihtiyaç varsa oraya koştu. 6 Şubat depreminde hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyorum. Milletçe başımız sağ olsun.”