Kübler-Ross’un çalışması, ölümcül hastalığı olan kişilerin bu zor süreçte hangi duygusal aşamalardan geçtiğini anlamak amacıyla yapılmıştı. Bu evreler, ölüm gerçeğiyle yüzleşen bir insanın savunma mekanizmaları olarak tanımlanmıştı. Ancak zamanla bu teori yalnızca ölümcül hastalıklarla değil, her türlü kayıp ve üzüntü durumuna da uygulanmaya başlandı.
KÜBLER-ROSS’UN YAS SÜRECİ: BEŞ TEMEL EVRE
Kübler-Ross, yas sürecinde beş ana aşamadan bahseder:
İnkar: “Bu bana olamaz, bu doğru değil” düşüncesi. Gerçeği kabul etmekte zorlanma hali.
Öfke: “Neden ben?” sorusuyla ortaya çıkan isyan ve kızgınlık.
Pazarlık: “Farklı davransaydım, sonucu değiştirebilir miydim?” sorularıyla başlar. Bir çözüm bulma çabası.
Depresyon: Kaybın gerçekliğiyle yüzleşmenin ardından gelen derin üzüntü.
Kabullenme: Kaybı ve onun geri döndürülemez olduğunu kabullenme hali.
Bu beş aşama, yas sürecinin yaygın ve doğal bir parçası olarak kabul edilmiştir. Ancak Kübler-Ross'un oğlu Ken Ross’un belirttiği gibi, annesi hiçbir zaman bu evrelerin herkes tarafından aynı sırayla ve kesinlikle yaşanacağını iddia etmemiştir. Elisabeth Kübler-Ross da hayatının son döneminde, evreler teorisinin karmaşık duyguları basit bir şekilde kategorize etmek için kullanılmaması gerektiğini ifade etmiştir.

BEŞ EVRE TEORİSİNİN POPÜLERLEŞMESİ
Teori ilk kez ortaya atıldığında, kısa sürede geniş bir kitle tarafından kabul gördü. Doktorlar, terapistler ve hatta büyük şirketler bile bu teoriyi eğitimlerinde kullanmaya başladı. Yas sürecini anlamak için bir yol haritası sunan bu model, aynı zamanda medya ve popüler kültürde de yer buldu. "Star Trek" ve "Susam Sokağı" gibi televizyon programlarında bu evrelere atıfta bulunuldu. Karikatürler, şarkılar ve sayısız akademik araştırma bu teoriye dayandı.
Öyle ki Boeing ve IBM gibi büyük şirketler, organizasyonel değişim süreçlerinde bile çalışanlarını yönetmek için "Kübler-Ross Değişim Eğrisi" adı verilen bir yaklaşım geliştirdi. Bu model, çalışanların değişime verdikleri tepkileri yönetmede yararlı bir rehber olarak kullanıldı.
David Kessler, Kübler-Ross ile birlikte yazdığı "Yas ve Yas Tutmak" kitabında, COVID-19 pandemisi gibi büyük küresel krizlerde bile bu evrelerin kendini gösterdiğini savunuyor.

BİLİMSEL VERİLER NE DİYOR?
Yasın bu beş aşamadan oluştuğuna dair kesin bir bilimsel veri bulunmamakta. 2007 yılında, yakın zamanda bir kayıp yaşayan kişilerle yapılan mülakatlara dayanan bir araştırmada, Kübler-Ross’un sıraladığı evrelerin her zaman bu sırayla ortaya çıkmadığı, bazı evrelerin hiç yaşanmadığı gözlemlendi. Özlem, yas sürecindeki baskın duygulardan biri olarak öne çıkarken, inkarın çok daha az gözlemlendiği tespit edildi. Ancak en yaygın olarak yaşanan duygunun kabullenme olduğu sonucuna varıldı.
Bu bulguların ardından, araştırma sonuçları seçici örneklem ve aşırı genellemeler yaptığı gerekçesiyle eleştirilse de, Kübler-Ross'un evreler teorisi geniş bir kabul görmeye devam etti.
David Kessler, bilimsel tartışmalara rağmen insanların bu teoriye anlamlı bir şekilde bağlandığını belirtiyor. Ona göre, teori özellikle yas tutan insanlar için sürecin daha anlaşılır hale gelmesini sağlıyor.

FARKLI TEORİLER VE YAKLAŞIMLAR
Yas süreci hakkında Kübler-Ross teorisinin yanı sıra farklı yaklaşımlar da mevcut. Hollandalı araştırmacılar Margaret Stroebe ve Henk Schut’un geliştirdiği "ikili süreç modeli", yas tutan insanların kayıplarıyla başa çıkmak ile hayata devam etme çabası arasında gidip geldiğini öne sürüyor.
Başka bir araştırmacı, George Bonanno ise yas sürecinde dört farklı yön tespit etti. Çoğu insan dayanıklılık gösterip depresyona girmezken, bazıları kronik yas yaşayabilir ve yıllarca bu durumdan kurtulamayabilir. Diğer bir grup ise, yas sürecinde depresif hisler yaşarken, bazı kişiler ise kayıplarının ardından bir iyileşme süreci yaşayabilir. Bonanno, insanların çoğunun bu süreçten çıkarak normale döneceğini savunuyor, ancak yas sürecinin bu kadar kesin bir şekilde kategorize edilmesini doğru bulmuyor.
YASIN ANLAMLANDIRILMASI
David Kessler, yas sürecinin anahtarının "anlamlandırma" olduğuna inanıyor. Kessler, Kübler-Ross’un ailesinden izin alarak bu beş evreye "anlam bulma" adını verdiği altıncı bir evre eklemiştir. Anlam bulma, kaybı kişisel olarak yeniden yorumlama çabasını içerir. Bu, “Sevdiğim kişinin ölümü beni daha iyi bir insan yaptı” ya da “Onun ölümü bu şekilde olmamalıydı, bu yüzden başkalarının aynı şekilde acı çekmemesi için bir şeyler yapmalıyım” gibi farklı şekillerde tezahür edebilir.
Sonuç olarak, yas süreci evrensel ve kaçınılmaz olsa da, herkesin bu süreci aynı şekilde yaşamayabilir. Beş evre teorisi, bu zor dönemi yaşayanlara bir rehber sunabilir, ancak süreç her zaman bu evreler çerçevesinde ilerlemeyebilir. Kişisel deneyimler, geçmiş travmalar, yaşam koşulları ve bireysel dayanıklılık gibi birçok faktör, yas sürecinin kişiden kişiye farklılık göstermesine neden olur. Yas, son derece kişisel bir deneyimdir ve her birey bu zor süreçte kendi yolunu bulmalıdır.