GSPlus’ın “Yakından Tanıyalım” serisinin dördüncü konuğu Dorka Juhász oldu. Galatasaray Çağdaş Faktoring Kadın Basketbol Takımının oyuncusu Dorka Juhász, GSPlus’a özel açıklamalarda bulundu.
Macar oyuncu, basketbola başlama hikayesinden hedeflerine, rol model aldığı annesinden sahiplendiği kedisine kadar kendisine yöneltilen tüm sorulara içtenlikle yanıt verdi.
Dorka Juhász’ın GSPlus’a özel açıklamaları şu şekilde:
Galatasaray’a sezon başında katıldın. Sezonun şu ana kadarki bölümünü ve takıma adaptasyon sürecini değerlendirebilir misin?
Takıma alışma süreci beklediğimden çok daha kolay geçti. Daha önce Türkiye'de hiç oynamadığım için neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmiyordum. Ancak Galatasaray, İstanbul ve takımdaki arkadaşlarım hakkında çok güzel şeyler duymuştum; nitekim hiç hayal kırıklığına uğramadım. Burada kızlar (takım arkadaşlarım) beni çok sıcak karşıladı, şu ana kadar her şey harika gidiyor. Galatasaray’ın ve bu ortamın bir parçası olmaktan büyük keyif alıyorum. Çok eğlenceli bir takımız, tabii ki maç kazanmak da işin en keyifli yanı. Harika bir oyuncu grubumuz ve çok iyi insanlardan oluşan bir teknik ekibimiz var. Kısacası, şu an için her şey yolunda.
Sezon başında Galatasaray Adası’nda gerçekleştirilen forma lansmanında yer aldın. Adayı nasıl buldun?
Bana Galatasaray’ın bir adası olduğunu söylediklerinde çok şaşırmıştım, oraya gittiğimizde ise atmosfer harikaydı. Normalde her zaman görme fırsatı bulamadığımız insanlarla bir araya gelmek çok güzeldi. Özellikle diğer takımların da katıldığı Puma lansmanı gerçekten çok eğlenceliydi. Oraya takımla birlikte tekrar gitmeyi çok isterim; umarım sezon sonunda bir şampiyonluk kutlaması için tekrar gideriz. Gerçekten çok özel bir deneyimdi.
İstanbul’a geldikten sonra şehri gezme fırsatı elde edebildin mi? Gezdiğin yerlerden en çok hangilerini beğendin?
Biraz gezebildim; şu ana kadar daha çok Avrupa Yakası’nda vakit geçirdim. Özellikle antrenman saatlerine göre trafiği hesaplamaya ve bu düzene alışmaya çalışıyorum. Açıkçası bu kısım pek kolay değil. Yine de Avrupa Yakası’nda biraz dolaşma şansı buldum. Kapalıçarşı'ya ve Galata Kulesi'ne gittim, sahil kenarında yürüyüşler yaptım. Çok şirin mekanlara gittim; Anadolu Yakası'na geçmek için henüz pek fırsatım olmadı.
Henüz 17 yaşında Macaristan’ın en yüksek liginde forma giymeye başladın? Erken yaşta üst seviyede oynamanın faydalarını günümüzde hissediyor musun?
17 yaşındayken Macaristan Birinci Ligi'nde oynamak, kariyerim için kesinlikle çok faydalıydı. Maçlarda süre almak, hatta bazılarına ilk 5'te başlamak benim için harika bir deneyimdi. Özellikle Amerika'ya gitmeden önce Avrupa tecrübesini ve rekabetini tatmış olmak beni çok geliştirdi. Hatta o yıl EuroCup'ta Galatasaray’a karşı da oynamıştım; yıllar sonra burada olmak hayatın güzel bir tesadüfü diyebilirim. Bu sayede hem Avrupa basketbolunu hem de Amerika'daki sistemi tecrübe etme şansım oldu.
Amerika’da UConn’da kolej basketbolu oynadın ve WNBA’e draft edildin. Amerika’da basketbol oynamak hayallerinden biri miydi? Kariyerinin devamında tekrardan WNBA’e dönmek istiyor musun?
UConn günlerinden bahsetmek gerekirse; inanılmaz bir deneyimdi. Aslında ilk üç yılımı Ohio State'te geçirdim ve orada üç yıl içinde psikoloji diploması almayı başardım. Sonrasında UConn'a transfer olma kararım tamamen basketbol odaklıydı. En iyisi tarafından çalıştırılmak istiyordum ve Koç Geno Auriemma, kadın kolej basketbolunda tartışmasız gelmiş geçmiş en büyük isim. Onunla çalışmak muazzam bir tecrübeydi. Harika oyuncularla yan yana oynayıp şampiyonluklar için mücadele etme şansı buldum. Bu süreç beni hem WNBA'e hem de profesyonel dünyaya gerçekten çok iyi hazırladı. Orada geçirdiğim iki yıl için minnettarım; çünkü hem çok önemli hayat dersleri aldım hem de profesyonel bir basketbolcu olmanın ne demek olduğunu öğrendim. Ömür boyu sürecek dostluklar kazandığım harika bir dönemdi.
WNBA her zaman en büyük hayalimdi ama Macaristan gibi küçük bir ülkeden gelince bunun ne kadar mümkün olabileceğinden emin değildim. Avrupa'dan doğrudan draft edilmek kolay değil. Bu yüzden koleje gitmek; WNBA koçlarının ve genel menajerlerinin beni sahadayken canlı izleyebilmesi açısından çok doğru bir karardı. Draft gecesine bizzat davet edilmek, orada ülkemi temsil etmek ve beni izleyen küçük kızlara ilham kaynağı olabilmek inanılmazdı. WNBA'de geçirdiğim iki yıl çok güzeldi. Gelecek sezona gelirsek; haklarım hala Minnesota'da bulunuyor ama lige yeni takımlar da katılıyor, dolayısıyla neler olacağını zaman gösterecek.
Annen Hajnalka Balázs, Macar basketbolunun efsanelerinden biri. Onun mirasını taşımak üzerinde bir baskı mı yaratıyor yoksa en büyük motivasyon kaynağın mı?
Annemin mirasını sürdürmek benim için çok önemli. Büyürken o benim her zaman rol modelimdi, hep ona özendim. O Macaristan'da gerçek bir efsane. Onu gördükçe kendime hedefler koydum, hep 'Ben de onun gibi olmak istiyorum' dedim. Onun başardıklarını başarmak, Avrupa'da en üst seviyede ve milli takımda oynamak istiyordum; bunların üzerine bir de WNBA hedefini ekledim. Onun gibi bir rol modele sahip olmak harika. Maçlarını (oynadığı dönemde) canlı izleyemesem de kasetlerden ve DVD'lerden çok seyrettim. Beni basketbolla tanıştıran aslında annem oldu. Memleketimde basketbolu çok seven insanlarla dolu o küçük spor salonuna beni maçlara götürürdü. Orada birçok şampiyonluk kazandılar. Bu yüzden basketbolun kanımda olduğunu düşünüyorum. En başından beri motivasyonum hep ona benzemekti, bu yüzden sürekli onu gururlandırmaya çalışıyorum. Beni her zaman destekliyor; Amerika'da oynarken bile saat farkına rağmen gece 02.00'de kalkıp bütün üniversite kariyerim boyunca maçlarımı izledi. O kesinlikle benim bir numaralı destekçim.
Macaristan’da basketbola ilgi duyan kız çocukları sana karşı büyük bir hayranlık duyuyor ve seni örnek alıyorlar. Bu sana ne hissettiriyor?
Rol model olmak benim için inanılmaz bir şey... Kendi yolculuğumu gençlere gösterebilmek adına harika bir fırsat. Açıkçası ben standart bir yol izlemedim; 18 yaşında Amerika'ya gitme kararı aldım ki o zamanlar bu pek popüler değildi, hatta riskli bir tercihti. WNBA tarafından draft edilmemin, Macaristan'ın küçük bir kasabasından gelseniz bile her şeyin mümkün olduğunu gösterdiğini ve gençlerin kendilerine bu hedefleri koymalarını sağladığını umuyorum. Bu, omuzlarıma büyük bir sorumluluk yüklüyor. Kariyerimin sonuna geldiğimde, arkamda onları motive etmiş ve takip edebilecekleri iyi bir örnek bırakmış olmak istiyorum. Kariyerimin geri kalanında da onlara elimden geldiğince yardım etmeyi amaçlıyorum. Milli takım için eve dönmek her zaman harika hissettiriyor; maçlara gelen o küçük çocukların üzerinde kulüp, milli takım veya WNBA formamı görmek benim için çok kıymetli. Elbette harika bir basketbol kariyerim olsun istiyorum ama aktif sporu bıraktığımda arkamda bir miras bırakmış olmak çok daha önemli. İster WNBA'e seçilmek olsun ister başka bir şey; hayalleri ne kadar çılgınca görünürse görünsün, kız çocuklarının hedeflerine ulaşabileceklerine inanmalarını sağlamak benim için her şeyden değerli.
Sezon başında erkek futbol takımının maçını RAMS Park’ta izledin. Maçı izlerken stadyumdaki atmosfer ve taraftarlarımız hakkında neler düşündün?
Aslında daha önce hiç futbol maçına gitmemiştim. Amerika'da Amerikan futbolu maçlarını izledim ama buradaki gibi bir futbol atmosferini hiç yaşamamıştım. Taraftarların ne kadar tutkulu ve gürültülü olduğunu zaten duymuştum, o atmosferi yerinde solumak harikaydı. Hem bir Türkiye Ligi hem de Liverpool ile oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçını izleme şansım oldu; atmosfer büyüleyiciydi. Normalde futbolu çok yakından takip etmem ama stadyumda canlı izlemek bambaşka bir tecrübe. Çok iyi bir futbol takımımız olduğu için mutluyum, onları izlemek çok keyifli. Ayrıca takımda bir Macar oyuncunun (Roland Sallai) olması benim için her şeyi daha da güzelleştiriyor.
Sosyal medya paylaşımlarında yaptığın kombinler çok beğeni topluyor? Bizimle paylaşabileceğin moda tüyoların var mı?
Süslenmeyi, makyaj yapmayı ve daha kadınsı giyinmeyi seviyorum ama Amerika'ya gidene kadar bu konuda kendimi bu kadar rahat hissetmiyordum. Özellikle WNBA'deki 'maç öncesi tünel yürüyüşü' kültürü sayesinde yaratıcılığımı sergileme fırsatı buldum. Açıkçası trendleri pek takip etmem; daha çok neyin bana yakıştığını ve içinde neyin iyi hissettirdiğini düşünüyorsam onu giyerim. 1.93 gibi oldukça uzun bir boya sahibim, bu yüzden eskiden hiç topuklu ayakkabı giymezdim. Oysa topuklu ayakkabıları çok severim. Şimdi ise o özgüven seviyesine ulaştım; artık rahatlıkla topuklu ayakkabı da elbise de giyiyorum ve bunu seviyorum. Moda tavsiyesi konusuna gelince; sizi ne iyi hissettiriyorsa onu giyin. Rahat hissettiğiniz, renkli, sizi yansıtan parçalar seçin ve başkalarının ne dediğini umursamayın. Önemli olan o kıyafetin içinde kendinizi iyi hissetmeniz ve yaratıcılığınızı konuşturmanız.
Geçtiğimiz günlerde bir kedi sahiplendin. Kediyle yaşamaya alışabildin mi? Hayvan sevgin nereden geliyor?
Bir yıl önce bir kedi sahipleneceğimi söyleseler inanmazdım. İstanbul’a ilk geldiğimde, beni havaalanından alırlarken 'Kedi ister misin?' diye sormuşlardı. Ben de 'Hayır, hayır, henüz kedi annesi olmaya hazır değilim, önce bir düzenimi kurayım' demiştim. Ancak son aylarda bu fikir aklıma yatmaya başladı. Sonuçta burada yaşıyorum, basketbol oynuyorum ama eve döndüğümde beni bekleyen minik bir kedinin olması çok hoş olurdu diye düşündüm. Bu düşünce kafamda iyice yer etti ve 'Sanırım artık zamanı geldi' dedim. Sahiplendirilmeyi bekleyen kedilerin olması da güzel bir tesadüftü, böylece minik kedimi buldum. Şu an her şey harika, hızla büyüyor. Evet, artık çiçeği burnunda bir kedi annesiyim ve o da kesinlikle benimle birlikte dünyayı gezecek.